29 Mart 2012 Perşembe

TUTHANKHAMUN'UN AİLE SIRLARI

Gönlümüzü mumyalara kaptırmamak mümkün değil. Sırları, büyüleri barındıran mumyalar bir zamanlar aynen bizler gibi yaşayan, sevdalanan insanlardı. Bence bu kadim ölüleri onurlandırmalı, huzur içinde yatmalarına izin vermeliyiz. Ama firavunların bazı sırlarını, ancak onların mumyalarını inceleyerek ortaya çıkarmamız mümkün.
Kral Tutankhamun'un mumyasını Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile tarayarak, çoğu insanın sandığı gibi başına aldığı bir darbe yüzünden ölmediğini 2005'te göstermeyi başardık. Analizlerimiz, kafatasının arkasındaki bir deliğin mumyalama işlemi sırasında oluştuğunu ortaya koydu. Ama Tutankhamun'a dair BT taramalarının bile ortaya çıkaramayacağı bilinmeyenler var. Şimdiyse mumyasını daha da derinlemesine araştırmış ve yaşamı, doğumu ve ölümü hakkında olağanüstü yeni bilgilere erişmiş durumdayız. Tutankhamun'un öyküsü bana sonu hâlâ yazılmakta olan bir piyes gibi gelir hep. Dramın ilk perdesi İÖ 1390 yılında, Tutankhamun'un doğumundan birkaç on yıl önce, büyük firavun III. Amenhotep Mısır tahtına geçtiğinde başlar. Kuzeyde Fırat Nehri'nden güneyde Nil Nehri'nin Dördüncü Şelalesi'ne kadar bin 900 kilometre boyunca uzanan bir imparatorluğu yöneten bu 18. Hanedan kralı, akla hayale sığmayacak kadar zengindir. III. Amenhotep, güçlü kraliçesi Tiye ile birlikte 37 yıl hüküm sürer; atalarının tanrılarına, özellikle de Amon'a taparlar ve halk müreffeh bir yaşam sürerken kraliyet kasalarına Mısır'ın yurtdışındaki varlıklarından büyük servetler akar. Gelenek ve istikrara dayanan birinci perdeyi, isyanı konu alan ikinci perde izler. III. Amenhotep ölünce yerine ikinci oğlu IV. Amenhotep geçer. Amon'a ve devlet panteonundaki diğer tanrılara sırtını dönüp Aten, yani güneş diski olarak bilinen tek ilaha tapan, tuhaf, hayalperest bir firavundur o. Ve hükümdarlığının beşinci yılında adını Ahenaton, "Aten'e faydası olan" şeklinde değiştirir. Kendini yaşayan ilah mertebesine yükseltip Teb'deki geleneksel din başkentini terk eder ve 290 kilometre kuzeyde, bugün Amarna olarak bilinen yerde törensel amaçlı büyük bir kent kurar. Burada muhteşem eşi, güzeller güzeli Nefertiti ile yaşar ve birlikte Aten'in başrahipleri olarak hizmet verirler. Çok sevdikleri altı kızları da bu görevlerinde onlara yardım eder. Amon ruhban sınıfının tüm gücü ve serveti elinden alınır. Aten tek hâkim ilah olur. Ahenaton'un hükümdarlığının sonu kapalı bir esrar perdesinin ardında oynanan, kargaşalı bir devredir. Bir veya iki kral, ya Ahenaton ile aynı zamanda ya onun ölümünden sonra veya her iki durumda kısa süre hükümdar olur. Çoğu Mısırbilimci gibi ben de bu "krallardan" ilkinin aslında Nefertiti olduğunu düşünüyorum. İkincisi ise Smenkhare adında, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz gizemli bir şahıs. Kesin olarak bildiğimiz bir şey, üçüncü perde açıldığında tahtta genç bir erkek çocuğunun, yani dokuz yaşındaki Tutankhaten'in ("Aten'in yaşayan sureti") oturuyor olduğu. Tahttaki ilk iki yılı süresince Tutankhaten ile eşi Ankhesenpaaten (Ahenaton ile Nefertiti'nin kızlarından biri) Amarna'yı terk eder, Teb'e geri döner, yeniden açtıkları tapınakları eski servet ve ihtişamlarına kavuştururlar. Adlarını da Tutankhamun ve Ankhesenamun olarak değiştirip Ahenaton'un dinden sapmasını reddettiklerini ve Amon kültüne olan bağlılıklarını yenilediklerini beyan ederler. Sonra perde iner. Tahta çıkmasından on yıl sonra Tutankhamun, ardında hiç varis bırakmadan ölmüştür. Bir kral için değil, halktan biri için tasarlanmış küçük bir mezara, apar topar gömülür. Ahenaton'dan sonra gelenler, onun dinden sapmasına tepki olarak, Tutankhamun dahil olmak üzere Amarna krallarına dair neredeyse tüm izleri tarihten silmeyi başarırlar. Tutankhamun'un anısını dahi silme çabaları sayesinde bugüne gelebilmesi, kaderin bir cilvesi olsa gerek.
Araştırmamız ayrıca Tutankhamun'un henüz 19'unda -belki de sol bacağını kırdıktan kısa bir süre sonra- öldüğünü gösterdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder