9 Nisan 2012 Pazartesi

HASAN SABBAH VE ALAMUT KALESİ

Hasan Sabbah, tarihte ve günümüzde eşi benzeri olmayan bir Alevi önderidir. Hasan Sabbah, kurduğu örgüt ile yıllarca zalimlerin, saltanat sahiplerinin korkulu rüyası olmuştur.
Hasan Sabbah, İran’ın Kum kentinde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hasan Sabbah, 17 yaşına kadar Oniki İmam’cı Şii eğitimi almıştır. 17 yaşından sonra İsmailliliği benimsemiş ve bölgenin İsmaili önderlerinden eğitim görmüştür. Hasan Sabbah buradaki eğitimini tamamlayınca, İsmaillilerin merkezi olan Fatımi Devleti’nin başkentine uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra 1078’de vardı. Hasan Sabbah üç yıl Mısır’da kaldı. Kahire ve İskenderiye’de dönemin ünlü bilginlerinden dersler aldı. Hasan Sabbah, 1081 yılında İsfahan’a dönerek, yetkinleşmiş bir şekilde mücadeleye başladı. Hasan Sabbah, yaklaşık 9 yıl çeşitli kentleri gezerek, İsmailliliği yaymaya çalıştı. Bu çalışmaları sonucu var olan İsmaili tabanını daha da genişletti. 1090 yılında Alamut kalesinde eğitim ve örgütlenme mücadelesine yeni bir boyut kazandırarak, Alamut kalesini kendisine merkezi üs olarak seçti. Alamut kalesi, Elbruz sıradağlarının en doruğunda olup, çok korunaklı bir konumdadır. Nitekim yıllarca ordular Alamut’u kuşatmalarına rağmen fethedememişlerdir. Hasan Sabbah burayı bilinçli seçmiştir. Hasan Sabbah, Alamut’un bütün eksiklerini tamamladı. Su kanalları açıp, ambarlar kurdu. Çevredeki küçük kaleleri alıp onlara kuleler yaptı. Çevrede bulunan yerleşim alanlarının çoğu İsmaili oldu. Bu arada bazı kurallar getirip, sosyal reformlar yaptı. İsmailileri kardeşlik bağlarıyla birleştirdi. Böylece her birey kendisini topluluğun sorumlu bir üyesi ve onun ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeye başlamıştır.
Alamut kalesinin Hasan Sabbah tarafından ele geçirildiğini öğrenen Selçuklu veziri, Nizamülmülk, dört ay boyunca Alamut’u kuşatmasına rağmen sonuç alamadı. Bu dönemde Selçuklu Devleti’nde taht kavgası vardı. Bu durumu en iyi şekilde değerlendiren Hasan Sabbah, örgütlenme alanını günden güne genişletti. Örgütlenme ağı o kadar boyutlanmıştı ki, Selçuklu Devleti’nin üst düzey memurları dahi İsmaili olmuştu.
Hasan Sabbah, bütün yaşamı boyunca İsmaili inancının özgürce yaşanması için çalıştı. Bu noktada başarılı oldu. Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler. Hasan Sabbah’a olmadık iftiralar, hakaretler ve yakıştırmalar yapıldı. Öyle ki, Hasan Sabbah taraftarlarına afyon içenler anlamında haşhaşiler denildi. Oysaki onlara “Assasin” deniliyordu. Assasin kavramının türkçe karşılığı “bekçiler, sır bekçileri”dir. Onlar hiç bir zaman dünya malına olan düşkünlüklerinden, insanın inandığı değerler için yapmayacağı şey olmadığını bilmediler. Onlar için, değerleri için, inancı için yaşamını dahi feda etmek, insanın yapacağı bir iş değildi. Günümüzde dahi, Hasan Sabbah ve taraftarları için en ahlâk dışı iftiralar yapılmaktadır. Onlara göre Hasan Sabbah, fedailerini sahte cennet vaadiyle kandırıp, onları uyuşturucuya alıştırıp, eylemlere gönderiyormuş. Ne yazık ki, bir çok Alevi insan dahi bu yalanlara inanmaktadır. Oysaki gerçekler çok daha farklıdır. Gerçekte Hasan Sabbah, kötülüklere, haksızlıklara karşı gelmiş ve öğrencilerini de bu doğrultuda eğitmiştir. Onlara asla ve asla haksızlığa boyun eğmemelerini öğütlemiştir. Bu uğurda gerekirse yaşamlarını ortaya koymalarını öğütlemiştir. Hasan Sabbah’ı izleyen öğrencileri, yer yer fedai eylemler geliştirip, haksızlıkların üzerine gitmişlerdir. Doğal olarak haksız olanlar bunun karşıt propagandasını yapmışlardır. Ama bilinmelidir ki, bir kişiye ne kadarda uyuşturucu verilirse verilsin, o kişi asla böyle eylemler yapamaz. Aksine uyuşturucu alan kişi hantallaşır.
Hasan Sabbah’ın Alamut kalesini koruması, bu kaleye en güçlü ordunun dahi girememesi günümüzde dahi gıpta ile bakılan, hayranlık duyulan bir olaydır. Nasıl olurda bir fedai gözünü kırpmadan eylem gerçekleştirmiştir? O fedai nasıl bir eğitimden geçmiştir? Hasan Sabbah nasıl taktikler geliştirip, stratejisini uygulayıp, kaleyi güçlü ordu karşısında korumuştur? Bütün bunlardan yola çıkarak, Hasan Sabbah’ın etkileme gücü, bilinci, askeri dehası, örgütlenme stratejisi günümüzde hayranlık uyandırıyor. Böyle bir büyük şahsiyet görevini başarıyla tamamlamış 1124 yılında hakka yürümüştür.


Büyük Selçuklu Devleti’nin baş edemediği örgütü ve eylemleriyle dehşet saçmış, aralarında meşhur Nizamülmülk’ün de bulunduğu devletin ileri gelenlerini, kendilerine özgü metotlar ve suikastlarla öldürtmüştür..
Büyük Selçuklu Devleti’nin siyasi ve sosyal düzenini hedef alan Hasan Sabbah’ın mücadele metotlarının orijinal yönleri şu şekilde sıralanabilir:
a) Selçuklu Devleti’nin muhalifi olan Fatımî Devleti’nin yürüttüğü mücadele dışardan bir müdahale idi ve bununla mücadele etmek daha kolaydı. Hasan Sabbah ise mücadeleyi Selçuklu ülkesine taşımıştır. Dolayısıyla içerden yapılan bu yeni duruma karşı Selçuklu yönetiminin yaptığı mücadelenin başarı şansı, öncesine göre çok daha zor olmuş ve Hasan Sabbah ile girişilen uzun süreli mücadele başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
b) Hasan Sabbah’ın ülke içinde yaptığı mücadele metodu da farklı olmuştur. Öncelikle alınması zor kaleler elde edildikten sonra buralara yerleşilmiş ve Hasan Sabbah’ı ele geçirmek imkansız hale gelmiştir.
c) Hasan Sabbah ve müntesiplerinin başvurduğu yeni bir yöntem de suikast ve suikastlarda kullanmış oldukları hançerleme olayı olmuştur. Kendilerine karşı mücadele veren, gelişmelerine engel olmaya çalışan Selçuklu Devleti’nin askeri ve sivil idarecilerini, “fedai” adlı kimselerin suikastlarıyla hançerleyerek öldürmeleri yoluna gitmişlerdir. Dolayısıyla bu hareketleriyle, doğrudan devletin düzenini yıkmayı hedeflemişlerdir. Ancak, bu saldırılarında Selçuklu hanedanını hedef almamış olmaları da dikkat çekmiştir

Alamut Kalesi:
Alamut Devleti' nin merkezi olarak sarp dağların tepesine yaptırılan bir kaledir.Burası Hasan Sabbah'ın öğrencilerine ahlaki ve topluma yararlı bireyler olmaları konusunda eğitim verdiği mekandır. Bir çok anti-alevi kaynağında Hasan Sabbah'ın fedailerini haşhaş ile bilinçsizlendirip fedai olarak kullanıldığından bahsedilir , oysa ki burada geçen haşhaşın orjinali assastır bu da assasine'e yani bekçi-koruma kelimelerine dayanır. Öte yandan Nasireddin Al Tusi, hayatının belirli bir dönemini bu kalede geçirmiştir.Bu bilgi göz önüne alındığında; matematik ve bilimde ileri olmarı hiç de şaşırtıcı gözükmüyor.

4 yorum:

  1. hacım sen çok amin maalouf okuyosun..bi gazla yazmışın bunları ama ne yazık ki amin maalouf'nda yazdıkları %100 gerçeği yansıtmaz..en güçlü ordular falan girememiş falan değil..tabi ki girildi ve yağmalandı ama Hasan Sabbah zamanında değil o başka..ama emin ol Cengiz Han da bi Hassan Sabbah kadar dahi bir savaşçıydı ve Sabbah o kaledeyken bile orayı feth edebilirdi..falan falan

    YanıtlaSil
  2. Ben de Fedailerin Kalesi Alamut isimli bir kitap okumuştum. Hatta blogumda da anlatmıştım kitabı. Ayrıca Yunus emre, Mevlana, Şems-i Tebrizi gibi muhterem zatların yaşadığı Selçuklu Dönemi çok okunmaya ve araştırılmaya değer.
    Bu arada sitenizi çok beğendim. Çok faydalı, bilgi dolu bir sayfa olmuş.

    YanıtlaSil
  3. Sırf şii olduğu için tanımadığın bir tarihi kişiliği Alevi propogandası haline getiriyorsun ya tebrik ederim. Yazdıkların tamamen duygusal polemiklerdir tarihi çarpıtmalardır. Assasin diye bir kelime dünya üzerinde yokken nasıl oluyor da haşhaşiye dönüşüyor? Haşhaşi kelimesi marco polonun bölgeden edindiği bilgileri avrupada aktarması ile taşınmıştır ve bu kelime ilk kez olarak Shakespeare'in bir romanında somut olarak Assasin olarak dünyada ilk kez olarak ortaya çıkmıştır ve suikast anlamını taşımak üzere kullanılmıştır. Bunun dışında bu nasıl bir sunni nefretidir ki ortada seni tırmalayacak bir konu bile olmamasına rağmen selçuklu devleti şahıslarına yapılan alçak suikastları kahramanlık gibi göstermeye çalışıyorsun. Hasan Sabbah ancak akşamdan sabaha kadar yaşadı ve son sabah kahvaltısını moğollar ile yaptı. Hayırdır o kısımlara girmiyoruz pek?

    YanıtlaSil
  4. @Aşil
    ben şii değilim şii propagandasıda yapmadım.sadece bazı kaynaklardan edindiğim belgeleri yayınladım.ama size çok önyargılı gördüm.olayı şii sünni tarafına çekmek fayda değil zarar verir.sağduyu en iyisi.slm ve dua ile...

    YanıtlaSil