6 Nisan 2012 Cuma

PROF.DR.İHSAN SÜREYYA SIRMA'NIN 'AH ENDÜLÜS' ESERİNDEKİ EL HAMRA TAHLİLİ

"Gırnata deyince insanın aklına ilk gelen şey şüphesiz Gırnata şehrine hâkim bir tepe üzerinde inşâ edilmiş olan el-Hamra Sarayı'dır. Hakkında onlarca kitap yazılan, yüzlerce efsane anlatılan el-Hamra, hakikaten bir sanat harikasıdır.
İnşasında kullanılan malzemenin kırmızılığından dolayı "el- Hamra" (Kırmızı) diye adlandırılan bu masal-saray, Endülüs Müslüman mimarlarının, emsali az görünür şaheserlerinden bir tanesi, belki en ünlü olanıdır.
Adı saray olmasına rağmen, onu küçük bir şehir-saray diye adlandırmak daha yerinde olur kanaatindeyim... Çünkü zamanında buradan idare edilmiş olan Benu Ahmer devletinin hemen bütün idari kompleksleri sarayın geniş arsasına yayılmış; kabul salonlarından, Sultanın özel odalarına; içinde kim bilir hangi güzel Endülüs yemeklerinin pişirildiği mutfaklardan, saray erkânı ve mukimlerinin namazlarını eda ettikleri camilere; o zamanların taşıt vasıtaları olan atların tavlalarından, Bâbil'in asma bahçelerini hatırlatan Gülşenlerinde uzanan hipodromlarına; enva-i çeşit ağaç dalları arasında işret yapan bülbüllerinden, Pervari'nin cennet çiçekleri arasında durmadan, usanmadan insanlar için şifa toplayıp bal petekleri dolduran arılara kadar...
Özellikle Nasiriler döneminde birçok bölümleri yapılmış olan el-Hamra ile Kurtuba'yı mukayese ettiğimizde, oldukça ilginç bir manzara ile karşı karşıya kalırız:
1) Kurtuba deyince akla ilk gelen şey Büyük Kurtuba camisidir,
2) Gırnata deyince de akla ilk gelen şey el-Hamra Sarayıdır


Müslümanlar "cami merkezli" hareket ettiklerinde yükselmişler ve bunun tam aksine "saray merkezli" hareket ettiklerinde ise batıp gitmişlerdir.
Muhtemelen Kırmızı Sarayı / el-Hamra'yı yapan mimar da bunu çok iyi bildiği içindir ki sarayın her tarafına, süs olarak "kullan "Allah'tan başka galip yoktur!" ikazını yerleştirmiştir. Yerleştirmiştir ki Emîr, ya da Sultan bunu her gördüğünde, anlamı üzerinde düşünsün, "ben" deyip kibirlenmesin, kendine çeki düzen versin! Ne var ki Emirler bu parolaya fazla kulak asmadan, cihattan ziyade saray süslemelerine vakit ayırmışlardır.
Peş peşe gelen Nasr Emirleri, saraya ilaveler yaparak, benzerleri ancak masallarda anlatılan o süsleme harikasını meydana getirmişlerdir.
Dünyanın birçok yerindeki tarihi saraylar kaybolmasına ve Gırnata, Hıristiyanların eline geçtikten sonra yapılan onca tahribata rağmen, el-Hamra hâlâ o ihtişamını korumaya devam ediyor.
Sarayın, dantelâ gibi işlenmiş duvarlarını incelerken, şu hikmet dolu kitabeye rastlıyorum: kullan"Az söz selamete çıkarır!" Sultanlara, daha doğrusu o sarayı gezecek olan herkese yapılmış olan bu ikazı okuyor; kendi kendime, "İhsan Süreyya az konuş!" diye mırıldanıyor, duvarlarla konuşmaya devam ediyorum. İşte bir kitabe daha: kullan"Bekâ Allah'a, izzet Allah'a aittir" . Yani ebediyet ve sonsuzluk Allah'a aittir; izzet ve yücelik de sadece Allah'a aittir!..
Ve kendi kendime, "acaba burada Müslümanların sonunu hazırlayan âmil, karşımdaki duvara hakkedilmiş olan "kullan(İzzet, mevlâmız olan İbn Abdullah'a aittir) kitabesindeki zihniyet midir?" yoksa diye soruyor; dünyanın cilvelerini seyrede seyrede el-Hamra'mn salonlarında ilerliyorum.
Bir tarafta, "Tek galip Allah'tır" yazar, öbür yandan da "izzet Mevlanamız İbn Abdullah'a aittir" yazdırır, izzeti Allah'la paylaşmaya kalkışırsan, elindeki izzeti "Reconquista" / yeniden fetih ile böylece kaybeder gidersin!
Elbette öyledir! Öylesine öyledir ki, başta mütevazı, sonradan da mağrur olan Müslümanlar, her türlü imkânlarını seferber ederek, icabında sürdürmekle mükellef olduklan cihadı bile aksatarak bu sarayı yaptılar; bugün ise onlarla savaşıp Gırnata'dan çıkaran Hıristiyan İspanyollar, saraylarını turistlere gezdirerek milyonları kazanıyorlar...
Sarayın odalarının birinde, müstesna taş işlemeciliğinin birer harikası olan pencerelerinden Sierra Nevada dağlarına dalıp, o dağların bir tepesinde, "Arabın son nefesini verdiği dağ"da, bir Gırnata'ya, bir de uzaklarda uzayıp giden Akdeniz'e bakıp mülküne ağlayan, bu manasız ağlama üzerine annesinden malum azarı işiten Ebû Abdullah'ın geride bıraktığı el-Hamra'yı seyrederken insanlık tarihinin garabetine şaşıyor ve kendi kendime Âl-i 'İmrân Sûresinin şu ayet-i kerimelerini okuyorum:
kullan
"De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini azız edersin, dilediğini zelil edersin. Her şeyin en güzeli senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin." "Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokoarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin"
(Âli İmran Sûresi 26 ve 27'inci ayetler)"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder