10 Ağustos 2012 Cuma

Prehistorik Dönem Mağara Sanatı

Magura mağarası

 Mağara sanatı; mağara duvarları ve tavanları üzerine eski insanlar tarafından yapılan resimlerden oluşur.  Prehistorik döneme aittir. En eski olarak İspanya ve Fransa’daki bazı mağaralarda 32.000 yıl öncesine dayandığı biliniyordu. Ancak 2012 yılında yapılan yeni araştırmalarda M.Ö.40.000 yılına ait Avustralya'daki mağaralarda resimler bulundu. Doğadan toplanan bitki ve çiçeklerden elde edilen boyalarla yapılan mağara resimleri bilinen en eski boyama resimler. Şubat 2012 yılında, İspanya’da da  karbon partner işlemi ile yapılan çalışmalarda en eski 42.000 yılına kadar resimler bulundu.
Tabi bu resimlerin amaçlarının dekoratif amaçlı olduğu düşünülmüyor. Kesin olarak kanıtlanamasa da  paleolitik döneme ait bu resimlerin dini törenler için yada avlanmaya çıkıldığında totem amaçlı yapıldıkları düşünülüyor. Bunun kanıtı olarak da yaşam alanlarına değil de mağaraların derinliklerinde kolay erişilmeyen kısımlara yapılması olarak gösteriliyor. 
Yaklaşık 350 adet Fransa ve İspanya’da bu şekilde mağara bulunmakta. En eskileri arasında Lascaux, Altamire, Chauvet ve Les Trois Fréres mağaraları. Bu mağaraların çoğu da 1800’lü ve 1900 yılların başında gezgin aristokratlar yada tüccarlar tarafından bulunmuştur.

Altamira’da, Lascaux’da Homo Sapiens’in bilinen ilk soyut düşüncelerini görebilmekteyiz. İnsan betimine neredeyse hiç rastlanmayan resimler, sahibinin takdir toplayacağı yani herkesin görebileceği bir mekan yerine daha çok mağaranın ulaşımı güç, izbe mekanlarına yapılıyordu. ‘’El resimleri ve bazı fantastik resimlerdeki hayvan-insan karışımı figürler bir yana bırakılırsa ana tema yalnızca av hayvanlarıdır.’’ (Tanyol 2000: 132)

Besin ekonomilerinde çok fazla yer kaplamayan (at, bizon gibi) hayvanların oluşturduğu sahneler çoğunlukta idi. İnsan yerine hayvanlarla oluşturulan sahneler, avcı-toplayıcı topluluklarının antropomorfik bir düşünce yapısına sahip olduğuna yani doğayı sosyal terimlerle düşündüğüne kanıt oluşturabilir. Aslına bakılırsa antropomorfik düşünce yapısı günümüz insanında da mevcuttur. Sokağımızda yada okulumuzda gördüğümüz bir hayvana insan adı vermek ve onla olan ilişkilerimize insani duygu, amaç ve maksatlar yakıştırmak sırf bu yüzdendir. ‘’Paleolitik sanata ait ilk eserler, antropomorfizmin 40 000 yıl önceki kültürel patlamaya kadar uzandığını göstermektedir.’’ (Mithen 1999: 190)

Belli bir perspektifin olmadığı sahnelerde önemli bir unsur figürlerin statik olmayışıdır. ‘’Daha da önemlisi belki resimlerdeki av hayvanlarının hareket halinde oldukları göze çarpar. Bacakların duruşu, beden çizgileri, ya da başın dönük biçimi bize bunu gösterir, öyle ki en erken resimlerde bile bu hareket duygusu son derce açıktır.’’ (Tanyol 2000: 131)

Resimlerde belli bir çeşitlilikle yerini alan renkler adeta bir armoni oluşturmaktadır. Kırmızı gibi bazı renklerin hakim olduğu boyalar Paleolitik insan tarafından bitkisel ve mineral maddelerden elde ediliyordu. ‘’Boya yapımında kullanılan maddeler (pigmentler) ve mineral dolgu maddeleri, Üst Paleolitik insanlarca özenle seçilerek, özel bir karışım oluşturmak üzere 5-10 mikrona dek inceltiliyordu. Siyah boya, tahmin edilmiş olduğu gibi, odunkömürü ve manganez dioksitti.’’ (Lewin 2004: Düşlem Ürünü Boyalar) Boya elde etmek içinde belli bir bilgi birikimi gerekiyordu. Bu işe belli bir vakit ayıran bireyin, hangi rengin hangi maddeden elde edildiğini, o maddelere doğada nasıl ulaşabileceğini ve daha birçok ayrıntıya hakim olması gerekmekte idi. Mağara resimlerinin hammaddesi olan boyaya ulaşmak olsun resimlerin duvarlardaki yerini almasını sağlamak olsun hepsi belli bir zaman ve çaba ile oluşuyordu. ‘’Yapılmaları bir hayli zaman almış olan bu resim ve heykellerin yapımları sırasında, toplumun diğer bireylerinin bu ‘’sanatçıları’’ beslemiş olması gerekir. Bu nedenle de, sanat ile doğrudan ilgili olan bu kişileri saptanabilen ilk uzmanlar olarak kabul etmek doğru olur.’’ (Arsebük 1995: 103)
Resimlerdeki boyutsallık, sahnelerdeki hareketlilik insan evrimi açısından Üst Paleolitik insan topluluğunun nerelerde olduğunu bize göstermektedir. Tıpkı alet yapımında olduğu gibi yüksek bir el-göz-beyin koordinasyonunu gerektiren resimlerin belli bir ikonografi ile yapılması toplum yada hakim olan düşünüş biçiminin resimleri yapan kişilere getirdiği belli kuralların olduğunu düşünmemize neden olmaktadır. ‘’Gerçekten, Paleolitik sanatı inceleyen bir kimsenin gözüne çarpan ilk unsurlardan biri tutarlılıktır. Mağara duvarına olsun, fildişine, geyik boynuzuna, kemiğe ve taşa olsun, pek çok çeşitli biçimlerde yapılmış resim, oyma ve heykellerde, paleolitik sanatçıların benzer davranışlarla, aynı tür hayvanları betimlemeyi yineleyip durmuşlardır.’’ (Lewin 2004: 186)

Antalya Karain Mağarası


Resimler Niçin Yapıldı? Büyü, Ayin, Mit yahut Başka Bir şey?
İzleyenleri çok farklı şekilde etkileyen bu resimler hangi dürtülerle yapılmıştı, resimlerin topluluk içi organizasyonda bir işlevi var mıydı? Yaşamının büyük bir bölümünü mağara duvar sanatını inceleyerek geçiren Rahip Henry Breuil’e göre resimler sosyal yaşantının ilerlemesinde yada farklı bir deyişle topluluğun belli bir işe yada amaca yönlendirmede işlev sahibiydi. Ona göre canlandırılan sahnelerdeki hayvanlar tıpkı günümüz voodoo ayinlerinde olduğu gibi sembolik olarak güçten düşürülüyordu. Böylelikle topluluktaki avcılar kutsanıyor ve belki de daha önemlisi motive oluyorlardı. İlk bakışta mantıklı gelen bu teorinin bir takım açmazları var. ‘’Mağaralardaki betimlemelerin çoğunlukla, o insanlarca eti yenmeyen hayvanlara ait oluşu, av büyüsü varsayımı için bir sorun oluşturuyordu.’’ (Lewin 2004: 187) Besin ekonomilerinde pek fazla yer tutmayan at, bizon vb hayvanlar betimlemelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. Halbuki Breuil’in teorisi doğru olsaydı resimlerde sıkça ren geyiği ve mamut görecektik. Prehistorik insan için sembolizmin sosyal hayata direk yardımcı olması planlanan bir kurum yada olgu olmadığı düşünülebilir.
Henri Breuil, Lascaux Mağarası’nın 1940’ta bulunuşundan kısa bir süre sonra orada inceleme yaparken görülüyor (sağ parmağıyla işaret eden)
‘’Tarih öncesini, zaman zaman küçük bir halkasıyla karşılaştığımız uzun bir zincir gibi düşünmek lazım.’’ (Clottes 2006: 58) 10.000 yıl sonrasının insan kültürlerine bakıp bu zincirin ileriki halkalarında ne olduğunu görelim.

Buzul çağı sona ermiş ve kimi bilim insanlarınca Neolitik Devrim diye nitelenen, insan yaşamını baştan sona değiştiren gelişmeler yaşanmıştı. Artık insanlar tam anlamıyla yerleşik bir düzene geçmişti. Üstelik Paleolitik çağda olduğu gibi avcı-toplayıcı bir yaşam yerine tarıma dayalı bir yaşam sürüyorlardı. Ancak Neolitik insan da yaşadığı yahut özel işlerini gördüğü (kült gibi) yapıların duvarına resimler yapmıştı. Bu resimlerin en dikkat çekici olanları Çatalhöyük’te bulunanlardır. Buradaki anlatımlarda da ortak nokta sembolizme yaşamlarını kolaylaştıracak veya sorunlarına şifa olacak bir misyonun yüklenmemesidir. ‘’Ortaya çıkartılan hayvan kemiklerinden, hiç kuşkusuz bura sakinlerinin, ekonomilerinde büyük rol oynayan evcilleştirilmiş boğa besledikleri anlaşılmıştır. Daha fazla şaşırtıcı olan ise, bu hayvanların da sembol dünyasında kendilerine bir yer bulamamış olmasıdır. Duvar resimlerindeki çok sayıdaki hayvan sahnesinde ise evcil boğa değil, tam aksine yaban öküzü (Auerochs), yani yabani boğa (Bos taurus primigenius –ç.n.) resmedilmiştir.’’ (Schmidt 2007: 61) Bu anlatımların sempatik bir büyü ayininden çok daha farklı bir işlevi olduğunu düşünülebilir.

Mağara resimlerini inceleyen bir başka araştırmacı Jean Clottes’e göre de resimler dünyevi yetenekleri ve sezileri topluluktaki diğer insanlardan farklı olan ve bir şekilde din yada başka bir örgütlenme şekli ile toplumu yönlendiren kişiler tarafından yapılıyordu. Analojik yaklaşımlarla bu kişinin prehistorik bir şaman olduğu görüşünü benimsemiştir.
Mağaraların yaygın kanının aksine insanların tüm zamanlarını geçirdikleri bir mekan olmaktan çok kimi zamanlarda bir takım özel işlerini yürüttükleri mekanlar olduğunu ileri sürmektedir. Bu özel işlerde şaman varsayımı doğrultusunda kült ve ritüel özellikler taşır. Şaman resim sanatındaki hakimiyeti ile aynı zamanda bir sanatçıdır. Şaman çizimlerini resimden beklenilen şifa ile yapardı. Üst Paleolitik mağara sanatının bütünlüğü düşünüldüğünde sanatçı-şaman varsayımının tüm mağaralarda görülmesi gerekmekteydi. Ancak bir takım acemice yapılmış orantısız resimler hakim konumdaki sanatçı-şamanı sorgulamamıza neden olmaktadır. Clottes bunu şaman ve şamanın görevleri ile toplum arsındaki ilişkiye bağlıyor. ‘’Şamanın bazen, iyileşmek isteyen hastalar, başarı peşinde koşan avcılar, ruhlar dünyasıyla ilişkiye girmeye çabalayan kişilerle buraya geldiği düşünülebilir. Şaman bir bizon çiziyor, yanındaki birkaç çizgi ekliyor. Çocuklar belki de bazı törenlere katılıyorlar.’’ (Clottes 2006: 86) Resimlerde uzmanlaşmış bir sanatçı-şaman varlığını kabul etsek bile acaba bu şamanın misyonu daha farklı bir şey miydi? ‘’Geleneğin ideolojisini (inanç temellerini) simgelerini ve efsanelerini inceleyip değerlendiren Eliade’a göre, Şamanlık temelde veya özünde, doğaüstü bir olayı, duyguyu, zevki, doruğu, mutluluğu, cezbeyi, esenliği yaşama-yaşatma ve paylaşma tekniklerinin bütünüdür.’’ (Güvenç 2007: 90)

Mağara resimleri de insanlık tarihindeki birçok şey gibi belli bir birikimin ve sıçrayışın ürünüdür. Birikim Üst Paleolitik öncesi toplulukların, özellikle Neanderthal insanın ölü gömme geleneği ve soyut düşüncelerinden başlamakta ve Lascaux , Altamira gibi mağaralarda ise sıçrayış gerçekleşmekteydi. ‘’Ölü gömme geleneğinin ileriki aşamalarında ortaya çıkan gömü hediyeleri ise (Arsebük 1995: 89), ölü gömmenin Neandertaller için “işlevsel” olmasından çok, duygusal bir anlam taşıdığını kanıtlamaktadır (Lewin 1999: 232).’’ (Dinçer2002: Neanderthal Zekası, PALEOBERKAY.CJB.NET)

Mağara resimlerinde olduğu gibi ölü gömmede de belli bir düşünüşün ve nihayetinde topluluğu yönlendiren bir törenin varlığı hissedilmektedir. ‘’Bu töre ve töreler, insan düşününün beklenmedik ve ekonomik olmayan yönlerde eyleme yöneldiğini kanıtlar. Ölüm dehşetiyle karşılaşınca, ilkel duyguları bu korkuya kapılmış ve bu hayvan görünümündeki yaratıklar düşsel düşünmeye başlamıştır.’’ (Childe 1936: 46) Bu düşünüş bireylerin her türlü hareketinde kendini göstermeye başlamış ve nihayetinde arkeolojik kazılarda elde edemeyeceğimiz soyut birikimleri meydana getirmiştir. Artık insan topluluklarının elinde bu korku, sorgulama ve daha birçok düşünce ile meydana gelmiş hikayeleri ve efsaneleri vardı.

Her türlü yaratıcılığın dış dünyada bir karşılığı bulunur, bir bakıma. Resimler belkide belli bir alfabesi olan ve geçmiş hikayelerin anlatıldığı gizli yazıtlardı. ‘’Yaşamının sonuna doğru Laming-Emperaire, kimi mağaralardaki süslemelerin, insanın kökenine ilişkin söylencelerin resimsel anlatımları olduğu görüşünü ileri sürmeye başlamıştı; ne yazık ki bu varsayımını daha fazla geliştirme olanağı bulamadan 1977’de öldü.’’ (Lewin 2004: 188) Tarih ve geçmiş belleği ‘’ilkel’’ sayılabilecek insanda bile bir çeşit ihtiyaçtır. Günümüz avcı-toplayıcı topluluklarından olan Aborjinler yılın belli günlerinde atalarının yaptığı resimlerin altında buluşarak ayinler yaparlar. Gelecek kavramı olmayan ve düş zamanında yaşayan bu topluluğun geçmişe ait materyallere ihtiyacı olduğu kesindir. Bu görevide resimler büyük ölçüde karşılar. ‘’Margaret Conkey’e göre, Altamira Mağarası, komşu grupların güzün bir araya geldikleri toplantı yeri olmuş olabilir.’’ (Lewin 2004:190) Acaba prehistorik insanda günümüz avcıları gibi kendilerini bir arada tutan geçmişlerini görmek ve hafıza tazelemek için mi toplanıyorlardı ? ‘’Bu tür mitlerin hiçbir zaman yeniden kurgulanmasının mümkün olmadığı -kaçınılmaz- tespitini yapmak cesaretimizi kırsa ve biraz slogansı kaçsa da, karşımızda ‘’kulisini’’ gördüğümüz, ama sahne bilgileri sonsuza kadar kaybolmuş ‘’büyük bir tiyatro’’ var, tek perdelik bir skeç değil.’’ (Schmidt 2007: 58-59)

KAYNAKÇA;

Arsebük, G.,
1995, İnsan ve Evrim, İstanbul, Ege Yayınları

Childe, G.,
1936, Kendini Yaratan İnsan, İstanbul, Varlık Yayınları

Clottes, J., J. Guilaine, D. Simonnet, Langaney, A,
2006, İnsanın En Güzel Tarihi, A. Çaykara (Çev.), İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Dinçer, B.,
2003, Doğu Avrupa’da Üst Paleolitik Çağ, PALEOBERKAY.CJB.NET

Dinçer, B.,
2002, Neanderthal Zekası, PALEOBERKAY.CJB.NET

Güvenç, B.,
2007, Kültürün Abc’si, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları

Lewin, R.,
2004, Modern İnsanın Kökeni, Nazım Özüaydın (Çev.), İstanbul, TÜBİTAK

Mithen, S.,
1999, Aklın Tarihöncesi, İrem Kutluk (Çev.), Ankara, Dost Kitabevi Yayınları

Schmidt, K.,
2007, Göbekli Tepe, Rüstem Aslan (Çev.), İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Tanyol, T.,
2000, Mağara Resimlerini Okumak, İstanbul, Sanat Dünyamız YAPI KREDİ YAYINLARI
..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder