29 Haziran 2012 Cuma

ŞAİR PADİŞAH I.AHMED HAN

Yabancıların "Blue Mosque" dedikleri Sultan Ahmed Camii bugün yerli ve yabancı bütün turistlerin uğrak noktasıdır.
Dünya imparatorlukları içindeki hükümdarlar eğer bir tasnife tâbi tutulacak olurlarsa, şurası bir gerçek ki, hiçbir devletin hükümdarları Osmanlı padişahları kadar edebiyata ve şiire ilgi göstermemişlerdir. Zira Osmanlı sultanlarının hemen hepsi edebiyat ve bilhassa şiirle yakından ilgilenmişler ve bu sebeple Klasik Edebiyatta bir çok usta şairle boy ölçüşebilecek derecede manzumeler kaleme almışlardır. İstanbul’un Fâtih’i (Avnî), oğlu II. Bâyezid (Adlî), Yavuz Sultan Selim (Selîmî), Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbî), III. Murad Han (Muradî) ve III. Selim (İlhâmî) mahlaslarıyla bu meydanda kalem oynatmışlardır. Bu “Şiirin Sultanları” arasında ayrı bir yere sahip olan I. Ahmed ise Bahtî ismiyle şiirlerini söylecektir…

Bilindiği üzere Klasik Edebiyatta “mahlas” tâbiri, şairlerin şiirlerindeki kullandıkları isimleri temsil eder. Hemen her şairin isminden başka, bir mahlası vardı. Hatta birçok şairin sadece mahlası bilinmiş, gerçek isimleri âdetâ unutulmuştur. Örneğin Fuzulî’nin asıl ismi Mehmed’tir. 17. asrın önde gelen isimlerinden Nef’î’nin gerçek ismi Ömer’dir. Fakat şairler, bu gerçek isimlerinden ziyâde, mahlaslarıyla ön plana çıkmışlardır. Yazıda kendisinden bahsedilen Osmanlı padişahı I. Ahmed Han ise Bahtî mahlasını şiirlerinde kullanmıştır.
Uranlar kılıcı heybet ile…
Sultan I. Ahmed, 1590 senesinde Manisa’da doğdu. Babası III. Mehmed Han’dır. Sultan Ahmed on dört yaşında tahta geçti ve on dört sene padişahlık yaptı. Yani 28 gibi çok genç denebilecek bir yaşta vefat etti. İyi eğitim almış, sanata ve edebiyata düşkün bir padişahtı. Şiirin yanında hatt sanatına da yakın bir ilgi göstermiştir. Şiirlerinde kullandığı dil, dönemine göre sâde ve anlaşılırdır. Devrinde Şeyhülislam Yahya, Nef’i ve Nergisî gibi büyük edebî isimler yetişti.
Çok güzel şiirler söylemiş, çok zaman hislerine tercüman olan manzûmeler  terennüm etmiştir. Örneğin tahta geçtiği ilk senelerde katılamadığı bir savaş sebebiyle, askeri için yazdığı şu mısralar çok ona âittir:


Ey uranlar kılıcı heybet ile küffâra
Cân u dilden sizi ısmarlamışam Settâra
Hazret-i Hak’dan umaram ki kral-ı bed-hâl
Vire hep şehr ü hisârını gelip yalvara
Ahmedâ hayr duâ ile guzâta her dem
Diler isen ki mu’în ola Hüdâ anlara

[Kılıcı heybet ile düşman çalan askerlerim! Sizi cân u gönülden Allah’a ısmarladım. Umarım ki o kötü yaradılışlı kral, bu savaştan sonra şehirlerini, kalelerini elinden çıkarıp, gelip yalvarsın. Ey Ahmed! Hüdâ’nın o askerlere yardımcı olmasını dilersen, her dâim onlar için hayr dua etmeye devam et!]
                                                                                                         
Çok Hizmet Etti…
Padişahın devletine ve milletine çok hizmetleri dokunmuştur. Bugün hâlâ bütün ihtişâmıyla ayakta duran İstanbul’daki Sultan Ahmed Câmii onun eseridir. Temel kazımında kazmayı ilk vuranlar devrin Şeyhülislam’ı Mehmed Efendi, Aziz Mahmud Hüdayi, Kuyucu Murad Paşa ve Sultan Ahmed Han olmuşlardır. Padişah bizzat kaftanının eteği ile toprak taşımış ve terleyinceye kadar kazma vurmuştur. Bu kazmanın sapı, kadifeden olup, bugün Topkapı Sarayı’nda hâlâ mevcuttur. Gerek Anadolu’da ve gerekse de İstanbul’da pek çok yâdigâr bırakmıştır. Kutsal topraklara ayrı bir hürmet gösterirdi. Zaman içinde yıpranan Kâbe duvarlarını İstanbul’dan ustalar göndererek tamir ettirmiş, Kâbe-i Muazzamanın kapısı üzerinde kitâbe ile altın oluğu yeniletmiştir.
Sultan Ahmed, cirit oyununa meraklı olup, bizzat kendisi de oynardı. Davud Paşa Sarayı’nın önüne uzanan sahrada okçuluk talimi yaptığı, adının yazılı olduğu 1606 tarihli menzil taşından anlaşılmaktadır.
İlim ehline çok hürmet gösterir, onların iltifatlarına kavuşmak için gayret sarf ederdi. Bunlar arasında en tanınanı hiç şüphesiz Aziz Mahmud Hüdâyi’dir. Nitekim hocası için yazdığı bir şiirde şöyle diyecektir:


Vârımı ben Hakk’a verdim gayri vârım kalmadı
Cümlesinden el çekip pes dü cihânım kalmadı
Çünkü hubbullah erişti çekti beni kendine
Açtı gönlüm gözünü gayri gümânım kalmadı

[Varlığım Hakk’a verdim, başka bir şeyim kalmadı. Hepsinden el çekip, âdeta dünyayı da âhireti de unuttum. Çünkü Allah sevgisi beni kendisine çekerek gözlerimi açtı. Öyle ki bu görme sebebiyle hiçbir şüphem kalmadı.]


Mahlası Ol Sebepten Aldım
Yukarıda da belirtildiği üzere padişah, şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanırdı. Bu kelime bahtı, tâlihi açık anlamına gelmektedir. Ayrıca bu ismin harflerinin ebced hesabıyla toplamı, padişahın tahta geçiş senesine karşılık gelmektedir. Onun hizmetinde bulunan yakınlarından Hasoldalı Yusuf Ağa şöyle bir anekdot anlatır:
Padişah abdest alırken, suyu ben dökerdim. Sultan, en soğuk kış günlerinde bile soğuk su ile abdest almak isterdi. Bir gün suyu dökeceğim sırada padişah, “Ayaklarım hamal ayağı gibi çok büyük değil mi?” diyerek latife yaptı. Ben de bunun üzerine: “Padişâhım! Meşhur meseldir, ayağı büyük olanın bahtı açık olurmuş…” deyince padişah: “Belî, bilirüm. Bahtî mahlasını ol sebepten aldum” diyerek gülerek karşılık verdi.
Bugün İstanbul’un meskûnları ve turistler için en ilgi çekici mekânlarından olan Sultan Ahmet Meydanı’na ismini veren bu büyük padişahı unutmamak temennisiyle…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder