13 Haziran 2012 Çarşamba

AYASOFYA ÜNİVERSİTE OLMALIDIR




Dünyada Doğu ile Batı, Asya ile Avrupa ve Hristiyanlar ile Müslümanlar savaşırsa, dünyanın hiçbir ülkesinde barış olmaz. Ayasofya, Kudüs, Kurtuba, Atina ve Roma'da kampüsleri olan çok ülkeli bir barış üniversitesi olmalıdır.
Türkler, aşılmaz sularla çevrilmiş, suriçi İstanbul'unu, Doğu Roma'dan 1453 yılında, harap küçük bir kent olarak aldılar. Tarihçi Charles Diehl, Türklerden önceki İstanbul'un nasıl bakımsız ve yoksul olduğunu, 57 yıllık Katolik Latinler döneminde, kentin nasıl yağmalandığını ayrıntılı olarak anlatır. Surların içindeki İstanbul'u, Fatih surların dışına çıkarmıştır. 'Boğaziçi doğrudan doğruya Türklerin eseridir.'
'Aziz İstanbul'un sevdalısı Yahya Kemal, Türklerin İstanbul ile bağlarının, Hicret'ten yüzyıl önce, Ayasofya'yı inşa ettiren İmparator Justinyanus'a kadar uzandığını vurgular. İmparator Hint ve Çin'e giden ticaret yollarını İranlılardan daha çok, Orta Asya'daki türklerin açmalarını bekler ve Türkleri Roma'nın mirasçıları olarak görür. İmparator yanılmamış ve Türklerden beklentileri gerçekleşmiştir. Roma döneminin simgesi Ayasofya, Türklerle bir bilgelik mektebi olmuştur.
Bin yıla yakın kilise ve beş yüzyıla yakın da cami olan Ayasofya, Müslümanların olduğu kadar Hristiyanların da kültüründe önemli bir yer tutar. Bu yüzden, Ayasofya dünyada hem Müslümanlar, hem de Hristiyanlar tarafından sevilir ve büyük saygı görür. Ayasofya, İbrahim Peygamber'de birleşen, İbrahimi dinlerin, ortak peygamberlerinin, ortak kitaplarının, çok kültürlü, çok kimlikli ve çok değerli eşsiz bir ulu mabetidir.
Türkler için Ayasofya, 'İki kıta ve İki Deniz'in Sultanı olarak bilinen Fatih'in, bir armağanı ve bir emanetidir. Türkler Fatih'in Ayasofyası'na türbeler, medreseler, kütüphaneler, imaretler, muvakithaneler ve şadırvanlar ekleyerek, günün şartları içinde eğitim ile ibadeti bütünleştiren açık bir üniversiteye dönüştürdüler. Ayasofya'dan geri kalmayan Fatih, Süleymaniye ve Sultanahmet, İstanbul'un diğer açık üniversiteleri oldular.
Türklerin altın çağları, eğitim kurumlarına, bilim ve sanata büyük önem veren Fatih ile başlar, adalet odaklı yönetimin öncüsü Kanuni ile de doruk noktasına ulaşır. Fatih devlete üst düzey yönetici yetiştiren Enderun'u kurumlaştırmış ve kendi adına yaptırdığı cami çevresindeki eğitim kurumlarıyla Türk üniversitelerinin temellerini atmıştır. Fatih'te Fatih, Evliya Çelebi'nin deyişiyle: 'Kurşun kubbelerle kaplı koca bir şehir kurmuştur.'
Ayasofya Filistin'deki Süleyman Peygamber'in Kutsal Mabeti ile İspanya'daki Kurtuba Camisi arasındaki süreklilik ve bütünlüğünün simgesidir. Ayasofya bütün İbrahimi dinleri kucaklayan, çok zengin geçmişiyle dünya barışının güvencesidir.
Dünyada Doğu ile Batı, Asya ile Avrupa ve Hristiyanlar ile Müslümanlar savaşırsa, dünyanın hiçbir ülkesinde barış olmaz.
Ayasofya, Kudüs, Kurtuba, Atina ve Roma'da kampüsleri olan çok ülkeli bir barış üniversitesi olmalıdır
Bütün dünyanın yitirdiği kutsal bilgeliğin, hiçbir zaman batmayan güneşi, Ayasofya'dan doğacaktır.
Dünyada bilgelik kimlik taşımaz.
Bilgeliğin vatanı yoktur.

Nazif Gürdoğan / Yeni Şafak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder