1 Ekim 2012 Pazartesi

Ana Tanrıça Kybele


Kibele ismini Kybelon dağından almıştır.İlkel bir Anadolu inanışıdır. Frigler tarafından Agolistis olarak tanımlanır.Anadolu’daki etkisi ise 7 bin yıllıktır. Çatalhöyük ve Hacılarda bulunmuş neolitik çağa ait kilden heykelciklerine rastlanılmıştır.

Bugünkü Malatya’nın bulunduğu mevkide Paleolitik çağa kadar bir zaman yolculuğu yapalım. İnderesi denilen bir mevkide mağara adamının yaşamına rastlıyoruz.1979’da Karakaya baraj gölü kurtarma kazılarında Caferhöyük’te yapılan kazılarda o yöre insanının mağaralardan çıkıp ovada hayvancılık ve tarımla uğraşmaya başladığını ve yerleşik hayata geçmeye başladığını sezinliyoruz. Burada dünyanın ilk heykel örneği sayılan beyaz kireçtaşından yapılmış küçük figürler MÖ 7000 yılına ışık tutar .

Hititlerden önce Hatti ismini görüyoruz.Çatalhöyük bölgesinde sonra MÖ 1700-1200 de ise Hitit devletine rastlıyoruz.Ortak noktaları ise Frig dilindeki Kibele.
--> Eskişehir’de ise neolitik çağa ait buluntular vardır. Fakat bunlar Çatalhöyük'tekiler kadar zengin değildir. Hitit uygarlığına ait çok az sayıda eser vardır Eskişehir’de. Ve bunlar çoğunlukla bugünkü Frigya vadisi olarak tabir edilen mevkidedir.

Kibele’nin asıl önem kazanmaya başladığı dönem ise Frig uygarlığıdır. Friglerin hemen tümüyle Anadolu geleneklerini benimsemiş ve bunları sürdürmüş oldukları en iyi biçimi Kibele gösterir.

Frigya’nın en eski ve en kendine özgü kültürüdür. Luvilerce kubaba, Lidyalılarca kibele., yunalılarca Kybele, Fransızca yazımı Cybelehin ve Türkçe’deki okunuşu Sibel’dir. Magne Makr, Dindymene adları ile de anılır. Kibele Frig inanışlarına göre gökten inmiş bir idoldür.Buda olasılık siyah meteorik bir taştır. Burada Kibele ve onun yanında gençsevgilisi Atis bulunuyordu.

BAŞKA BİR FRİG EFSANESİ ŞÖYLEDİR
Kibele gökten inmiştir. Genç kızların koruyucusudur. Başında kaleye benzer yüksek bir taş vardır. Bu taç onun kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir.

Kibele bir gün ekili olan tarım arazilerini gezerken Attis adlı bir delikanlıya aşık olur. Ancak Atisin bu aşktan haberiyoktur.Pessinus kralının kızıyla evlenme hazırlığındadır.

Düğün yeri kurulmuş düğüne çağrılan tüm konuklar yerlerini almıştır. Gözünü aşk bürüyen Kibele onlarca görkemiyle birden düğün yerinde ortaya çıkar. Ve gücünü kullanarak sevdiği erkek Atisi çıldırtır. Bir anda çılgına dönen bir yandan dans eder bir yandan da kendini hadım eder. Atisin kasıklarından boşalan kanlar toprağı sular topraktan bitkiler fışkırır.

Atisin kendiside ölür ve bir çam ağacına dönüşür. Kibele de onu hiç bozulmamasını sağlar. Ancak ilkbaharda Kibele’nin gözyaşlarıyla çam ağaçları daha da canlanır. Çam ağaçlarının yaz kış hiç bozulmadan kalması böyle bir efsane bağlanır.

Kibele’nin asıl varoluş yerinin Pessinus olduğu tabir edilir. Bu bölgede Frigya döneminde ona bir tapınak inşa edildi.

Anadoluyu Helenizm kültürü ile doldurmaya gelenler Kibele’den etkilendiler ve bir kültür mozaiğinin oluşmasına neden oldular.

Özellikle Bergama krallığını yönetiminde ve galatların başkenti durumundaki Pesinus’ta bulunan Kibele en görkemli çağını yaşıyordu. Hatta bu inanç Italyada bulunan Roma kültürünü bile etkilemişti.

Bergama döneminde prenslik kurulmuş ve burayı da Kibele’nin rahipleri yönetmişti.
Pessinus’un kral yolu üzerinde bulunması da buranın önemini artırmıştı. Persler döneminde Anadolu halkının birçoğu buraya Kibeleyi ziyaret ve hac amaçlı gelirdi. Hac ve törenleri rahipler yönetirdi. Özellikle 22 mart ta Kibelenin gözyaşı ile doğanın tekrar canlandığına inanılırdı.

Kibele rahiplerinin bir kısmına attos birkısmına gallus denirdi. Attoslar baş rahip sınıfındandı. Ve hepside kendisini Kibele için hadım etmiş seçkin kişiler olarak görülürdü. Galloslar ise onların yardımcılarıydı.

Bu tarihte büyük bir şölen düzenlenirdi.Atis’in altında erkekliğini feda ettiği ve sevgisini ifade eden çam ağacından kesilmiş bir dalı tapınağa gallos rahipleri tarafından büyük bir ihtişamla getirilirdi. Tüm dindaşlar ve rahipler matem içinde göğüslerini döver çam kozalakları ile her yerlerini kanatırlardı. Bir yandan müzik eşliğinde galloslar tapınağın mihrabı çevresinde kendilerini kaybedinceye kadar dönerler.Bazen de gelişmiş olan biri mihrabı üzerinde hadim olur va attos sınıfına geçerdi. Aynı zamanda Kibele ile birleşmiş olurdu. 25 martta ise başrahip archigallos birden bire bütün lambaları yaktırır. Attis tekrar dirilmiş olur.Çocuklar ve genç kızlar beyaz elbiseler giyerler. Coşkun bir bayram başlamış olurdu.

Diğer şehirlerde ise Kibelenin kutsal alanları genellikle dağlarda ve tatlı su kaynaklarının yanına inşa edilmişti.Onun tatlı su kaynaklarının yakınındaki çıplak kayalıklarda olduğu rivayetedilirdi.

Pessinus kenti ve Kibele tapınakları önce yağmacı Kimmerler döneminde zarar görmüşlerdi. Bergama döneminde ise buraya görkemli bir tapınak inşa edilmişti. Bu tapınakla ilgili roma kaynaklarında şöyle bir hikaye anlatılır.

Roma ile Kartaca arasında uzun beridir süren bir savaş vardır. MÖ 205 de Roma senatosu Pun savaşlarının sonucu öğrenmek için en sonunda Sibel (Kibele) kehanet kitaplarına başvurur. Kehanete göre düşmanı Roma topraklarından çıkarmak için Kibele’yi Roma’ya getirmek gerekmektedir. Bunun üzerine Roma senatosu Bergama Kralı Attolos’a elçiler göndererek Kibele’nin yeryüzüne indiği küntü romaya getirmek için izin alırlar.

Büyük bir heyet Pessinus'a gelerek Kybeletaşını alıp, Dikili üzerinden Roma'ya doğru yola çıkarlar. ( MÖ. 204 yılında).Gemi Tiber Nehrinde kayaya oturur, büyük uğraşılara rağmen yerinden kımıldamaz.Kahinler, lekelenmemiş bir kızın, kuşağıyla gemiyi kurtaracağı kehanetinde bulunurlar. Bir çok genç kız bu onura sahip olabilmek için girişimlerde bulunurlarsa da sonuç alınmaz. İftiraya uğramış ve kötü kadın damgası yemiş genç ve güzel Claudio Quinta gelir, kuşağını gemiye bağlar ve çeker. Hem gemi hem genç kız kurtulmuştur. Kybele Taşı Roma'ya getirilir, Palatinus Dağındaki tapınağa konur. Roma Kartaca'ya galip gelir. Taş o devirde konduğu yerde durmaktadır.

Bu künt siyah bir taştır. Bu nedenle karataşı olarak da adlandırılır. Kibele küntü patinus tepesine yerleştirilir. 12 yıl sonra kendisi için özel bir tapınak inşa edilir. Ayrıca her yıl nisan ayında 6.gün Frigyalı kibele kentte gezdirilerek halktan sadaka toplarlar. 204 yılında kartacalılara karşı büyük bir zafer kazanılır ve 203te kesin bir zaferle savaş noktalanır.

Roma imparatoru Kibeleye saygısından Pessinusta Bergama kralının aracılığı ile muhteşem bir tapınak yaptırır. Kybele, başında taç yerine bir kuleyle gösterilirdi. ( Sonraları Kybele Artemis'e dönüşmüş, Artemis'te başında kuleyle betimlenmiştir.) Günümüz İtalya'sı tepesi kuleli bir kadın olaraksimgelenir.

PESSİNUS Kenti, Sivrihisar ilçesinin Ballıhisar Köyünle iç içedir. Tiyatro ve Tapınak kalıntıları görkemlidir. Bir açık havamüzesi ve bekçiye sahiptir. Kazı çalışmaları devam ediyor. Asfalt yolu, Sivrihisar'a 11 Km.dir.

KYBELE; Bütün Tanrıların ve Tanrıçaların anası.Frigya dilinde, Kubele ve Kubebe olarak geçer.

Büyük İskender döneminde ve Persler döneminde halkın genel inanışlarına dokunulmamıştır.

Fakat İskender’in ölümünden sonra kurulan Seleukoslular devletinin Frigya’da ve Anadolu’da hedefi yunan kentlerinin etki alanını genişleterek ve yeni kentler kurarak sınırları içindeki farklı toplumları Helenleştirme girişimiydi.

Frigya’da ve Anadolu’da ta eskiden (Arilerdenbile önce) beri gelen kibele inanışı vardı. Bu inanış hem yunanlıların hem de Perslerin yabancı olduğu bir inanış tarzıydı.

Tapınak topraklarını kibelenin çiftçileri ekip biçiyor. Kız çocukları tapınaklara dişi köle olarak alınıyordu. Anadolu’nun Kibele’ye verdiği hizmet batı düşüncesini hep çok şaşırtmıştır. Bu tapınak merkezleri batı uygarlığının ilerleyişinde çok az geriledi. Roma döneminde devarlığını sürdürdü.

Mitolojilerini Pessinus’un Atisi, Olba Zeusu, gibi başlıca kişilikleri kimi zaman yunan adları altında gizlense de yunanlıların dinsel inanışları ve tapınmaları üzerindeki doğulu etkileri kendilerini Helenizme uyarlamak için yaptıkları değişikliklerden çok daha belirgindi.

Örneğin Efeste Artemis kültüründe eskiden meyabyzos diye bilinen bir rahip başkanlık ederdi. Sözlük anlamı oğulları olan rahibin yanında da kutsanmış kızlar kalabalığı olurdu. Kibele kültürü Helenizm kültürünü bu biçimde etkilemişti.

Selevkos devleti rahip sınıfına önem verdi.Onlara asıl rahip topluluğunu geçimi için toprağı onlara bırakıp gerisi onlardan politikası güttüler. Büyük rahip ailelerinin önemi azalmadan sürdü.Yeni kurulan yunan yerleşmeleri bu yola kazanılan topraklar üzerine yapıldı.Yunan birliklerinin yerleşmesiyle başta biçimsiz terli topluluklar gibi görünenbu yerleşmenin statüsü değişmiş çok geçmeden Asyalı nüfusa yeni haklar da tanınca bağımsız kent devletlerinin Helenizmleşmesi sağlanmıştı fakat bu değişme hareketi yüzeysel kalmış. 7000 yıllık kibele sistemini yıkamamıştı.

Bunun açık bir örneğini Efes kent devletinde görebilir. Efes kentinin bugünkü kalıntıları Küçük Menderesin eskiden denize döküldüğü yerdir. Şimdi deniz buradan sekiz dokuz km çekilip yüksek dağ sınırının arasında yüksek bir vadi bırakmıştır.

Buraya ilk gelen yunanlı İonlardır, başındada Atina’nın destansı kralı Kodrası ın oğlu Androklos vardır. Geldiklerinde bölgede Anadolunun inanışı olan Kibelenin tapınağı çevresinde Korlar ve Lidler yerleşmişlerdir. İonlar bu insanlarla dostça bir düzen içinde yeni bir kentkurarak kibeleyi kendi inanışlarındaki Artemis adıyla benimsemişlerdir.

Efes kentinin ilki Pü panayır dağıeteklerinde kurdular. Artemis anadoludaki küçük ölçekli tapınağıda burada inşaedildi.

MÖ 4. yy da Efes büyük bir metrapol haline geldi. Artemis tapınağının ünü ve görkemide aynı oranda artmıştı.

Büyük İskenderin doğduğu MÖ 356 da tapınakyanıp kül olmuştu. Efesliler bunun Artemisin felaket anında doğum yapan Iskenderin annesi Olympias ın başında bulunmasa bile olayla ilgilenmesine yormuşlardı.

Yangında 22 yıl sonra Efesliler bu tapınağı günümüzde dünyanın 7 harikasından biri dedirtecek kadar güzel yaptılar.

Anadolunun Helenizmleştirmesi mi yoksa kibelenin yunan krallarını etkilemesinin mi izleri daha çoktur tartışılır.

Kibele Pessinus roma döneminde altın çağını yaşamıştır. Roma kaynaklarında bu bölge galatya adı ile anılacaktır.

Hz İsanın doğumu ve hıristiyanlık dininin yayılmaya başlaması ile birlikte Frigya bölgesi önem kazanmaya başlar. 7000 yıllık kibele inanışı ise bu dönem içinde önemini yitirmeye başlar. Çünkü tarihi belgelerde Hz İsa nın havarelerinden olan Aziz Poulosun mektuplarının gizeminde bu bölge vardır. Roma imparatorluğunun Hıristiyanlaştırılmasındaki ilk aşamaların bu bölgede oluştuğunu görürüz.

Çünkü bu bölgenin yerli halkı Frigler ve Kapadokyalılardan oluşuyordu. Buraya yerleştirilen Yunanlı asker ve halk ile evlenmeler olmuş dolayısıyla Yunanlılar kendilerinin yöre koşularına göre uyarlamaya başlamıştı. Ancak kendine özgü ulusal karakteri ve toplumsal gelenekleri ortaya çıkan bu karışık ırka da özgün bir karakter kazandırmıştı.Dili Yunanca yanı sıra Bizans dönemine kadar yaşamayı sürdürdü. Pessinus gibi belli başlı Frig kentleri Aziz Pavlosun zamanından sonra bile henüz tümüyle Helenleşmemişti.

Eski yunan inanışlarında nesnel etkinlik vardı. Kibele de Anadolu’daki nesnel etkinlik inancıydı. Bunlar ölümsüzdürler insan kılığına girerler ve insan oğluna her alanda yardım ederlerdi. Helenizm ile Kibele’nin kolaya kaçan nesnelliğinin artık yatıştırılmakta yetersiz kaldığı bireysel hoşnutsuzluk oluşturmaya başlaması bu çağın manevi yetersizliklerinden duyulan kişisel sorumluluktu.

Frigler Kibele inanışında ölen insanların tekrar dirildikleri vardı. Ayrıca yalın ahlakından ve erkekler arasında yardımlaşmayı önermesinden ötürü bu tapınma özel bir ilgi olmuştu.

Hıristiyanlık dini ile Kibele inanışındaki bu tür benzerlikler ve bir hıristiyan rahibi olan Aziz Pavlosun’da geçmişten tümüyle kopup daha önceki inançların hepsinin kafir olduğunu savunmuyordu. Yeni öğretinin bu rahibin hitap ettiği kişilerce benimsenmesinde o da büyük bir olasılıkla bu süreklilik telkini etkili olmuş ve Kibele artık önemini yitirmişti.

Bölgede artık hızla Hıristiyan kiliselerin yapımı başlamıştı. Başlangıçta gizli olarak yapılan kilise ve tapınaklar MS 3.yy da iyice etkisini göstermişti. MS 324 te büyük Constantinus Roma imparatoru oldu. İstanbulu başkent yaparak Bizans devletiyle beraber resmi din olarak hristiyanlığı seçmesi ve bunun için Anadoluda yaptığı çalışmalar sonunda nekibelenin 7000 yıllık kültürü ne de Frigya adı kaldı geriye…

Sadece geriye kalan Anadoluda uygarlık kuran devletleri etkisi altına almış ve kadınların tarihteki önemli bir simgesi olarak kalmıştır kibele.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder