16 Ekim 2012 Salı

HATTUŞAŞ (Boğazkale-Çorum)

hattusa
Hattuşanın  Tarihçesi:
Günümüzden 5 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Boğazkale’de, ilk organize devleti kuran Hititlerin, ilk başkenti Hattuşa bulunmaktadır.

Hattuşa Anadolu’nun kalbinde, Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür ve Bilim Kuruluşu UNESCO listesinde, bugün milyonlarca turist çeken Venedik, Şam, Kudüs, Toledo ve Roma gibi büyük tarihi kentlerin arasında 176. sırada kayıtlıdır.


UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir. Bölge 1988 yılında Tarihi Milli Parklar statüsüne alınmıştır.

Bugüne kadar bulunmuş olan 31.519 adet çivi yazılı tablet halen İstanbul’ daki Müzeler (Eski Şark Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi), Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Çorum ve Boğazkale Müzelerinde korunmaktadır.

Akadça ve Hititçe olan Boğazkale tabletleri, bir devlet arşivi belgeleri olarak kanunlar, antlaşmalar ve yazışmaların yanısıra dini ve edebi metinlerden oluşmaktadır.

Boğazkale ilçesi İç Anadolu bölgesinin orta Kızılırmak bölgesinde yer alan 254 km2’ lik bir alana sahiptir. İlçenin doğusunda Alaca ilçesi, kuzey ve kuzeybatısında Sungurlu ilçesi, güneyinde Yozgat ili yer alır.

Boğazkale ilçesine bağlı iki Belde, on iki köy ve bir mezra mevcuttur.

İlçe merkezinin nüfusu 2000 olup köylerle birlikte toplam nüfus 8184‘ tür. Boğazkale ilçesi daha önceleri köy iken 1967 yılında kasaba olmuş, 1987 yılında da 3392 sayılı 103 ilçe kurulması hakkındaki kanunla ilçe olmuş ve 28.11.1988 yılında da resmi kurum ve kuruluşlarıyla faaliyete geçmiştir.
Hattuşaş Yer Kapı-Sfenksli Kapı:
Şehrin en güneyinde ve en yüksek noktasında Yerkapı bulunur. Batıdan Aslanlı Kapı'dan, doğuda Kral Kapı'dan geniş bir yay çizerek şehrin en yüksek kesimine ulaşan sur burada yapay olarak yığılmış toprak setin üzerinden geçer. Bu setin üstünde tam ortada sur Sfenksli Kapı ile kesintiye uğrar.
yerkapı
Yerkapı'nın Genel Görünüşü

Yerkapı adını, Hattuşa'da bugün hala içine girilebilen tek poternden alır. Bu tünel yapay toprak set yığılmadan önce bindirme tekniğinde yapılmıştı: Bu teknikte uzun taş bloklar bir alttakinden biraz öne çikarilarak üst üste koyulur; en üste ortaya ise kilit tası olarak sivri bir blok yerleştirilir. Böylece sivri üçgen biçimli bir tonoz oluşturulur.

 yerkapı yerkapı
      Soldaki resimde poternin yer kapının dışına açılan kapısı-üstte sfenksli kapı
      Sağdaki resimde Dar merdivenle Yer Kapının üstüne ulaşılır            

Yığma toprak setin dış tarafındaki yüksekliği yaklaşık 35 metre, uzunluğu 250 metre ve tabandaki genişliği yaklaşık 80 metredir. Yamaç burada, şehre bakan taraftan farklı olarak özenli bir işçilikle taş döşeme ile kaplıdır. Döşemenin her iki yanında, setin üzerine çıkan dik merdivenler bulunur. Bu merdivenler, setin savunma amaçlı olmadığını açıkça göstermektedir. Zaten 35° lik bir eğime sahip bu döşemeyi, kondisyonu iyi savaşçıların koşarak çıkması hiç te zor değildi.

Ayrıca düşman sura buradan değil, batı yada doğuya doğru birkaç metre ileriden hücum etmeyi yeğlerdi; çünkü surun bulundugu set orada çok daha alçaktır. Taş döşeli bu setin daha çok şehrin, devletin ve/veya dinin gücünü ve büyüklüğünü vurgulayan temsili bir yapı olduğu anlaşılıyor. Güneyden gelen yolcular için üzerinde kuleli sur duvarı bulunan parlayan beyaz sırt, mutlaka uzaklardan seçilebilen bir "işaret" görevi görüyordu.

Yerkapı setinin üzerinde ortada Sfenksli Kapı yer alır. Diğer büyük şehir kapıları gibi bu kapının iki yanında kuleler bulunmaz. Kapı bir kulenin içinden geçer. Sfenksli Kapı adını, kapı pervazlarında bulunan dört Sfenks'ten alır. Sfenksler aslan vücutlu, insan başlı karışık yaratıklardır. Hititler bu karışık yaratık tasvirini, sfenksin kral tasviri olarak görüldüğü Mısır'dan almış olabilirler. Ancak Hitit sfenkslerinin yumuşak yüz hatları, Mısır'dakilerin aksine dişi yaratıklar olarak tasvir edildiğini gösterir.

Sfenksli Kapı - Müze
Sfenkslerin şu anda bulunduğu yer 
Boğazkale Müzesi

Hattuşa Büyük Tapınak:
Büyük Tapınak da denilen 1 no. lu tapınak 65 x 42 m. boyutları ile Hattuşa şehrinin en büyük yapısıdır. Tüm çevresini saran depo odaları ile birlikte 14.500 m² lik bir alanı kaplamaktadır. Bu tapınak, Imparatorluk döneminde kullanıldı, ama belki daha erken bir dönemde inşa edilmiştir. 
büyük tapınak
Duvarların yaklaşık 1,5 metre yükseklikteki iyi işlenmiş kireçtaşı bloklardan oluşan kaide kesimleri günümüze ulaşmıştır. Blokların arasında 5 metre uzunluğa ve yaklaşık 20 ton ağırlığa ulaşanları da vardır. 

Şehrin tüm Hitit yapılarında olduğu gibi duvarların üst yapısı bugün Anadolu'nun bazı bölgelerinde hımış olarak adlandırılan, ahşap çerçevelerin sağlamlaştırdığı kerpiçten ibaret olduğundan günümüze ulaşmamıştır. Tapınak düz damlıydı; ahşap kirişlerle kapatılmış çatı, toprak örtüyle kaplı idi.

  büyük tapınak
Tapınak alanının üç ayrı bölümü: Ana tapınak binası (kırmızı), 
tapınak depoları (sarı), Güney Bölge ya da "İş evi" (yeşil) 
(W. Schirmer kaynak alınarak)  

Üstü açık avluyu yüksek duvarlar çevreler. Avlunun tabanı büyük yassı taşlarla döşeliydi. Bugünkü görünümü pek etkileyici olmasa da, yazılı kaynaklardan öğrendiğimize göre dini törenlerin büyük bölümü tapınak avlularında yapılıyordu. Biraz hayal gücü kullanılarak buradaki törenleri gözümüzde canlandırabiliriz: Renkli giysili bir kalabalık, bayraklar, standartlar, müzik ve tütsülerin doldurduğu bir atmosfer. Hitit çiviyazılı tabletlerinde bu tür ayinler ayrıntılı olarak anlatılır. 

tapınak ambar odalarıTapınağın kuzeybatı kısa kenarındaki direkli geçitin arkasında çeşitli ön odalardan geçerek, yalnızca ülkenin en büyük din adamları olan kral ve kraliçe ile sayılı birkaç rahibin girebildiği tapınağın en kutsal bölümüne ulaşılır. Burada iki kült odası bulunduğundan, bu tapınağın iki tanrıya adanmış olduğu düşünülür. Yapının büyüklüğü de gözönüne alındığında bu tapınağın ülkenin iki en büyük tanrısına, Hatti ülkesinin Fırtına Tanrısı ile Arinna'nın Güneş Tanrıçası'na adanmış olabileceği akla gelir. 
Tapınağın diğer odaları, belki kısmen diğer kült ayinleri içindi; ancak aynı zamanda bunlar rahiplerin odasıydı ve kült araç gereçleri de yine buralarda muhafaza ediliyordu. Bu mekanların kazıldıklarında tamamen boş oldukları görüldü. Tapınağın etrafını çevreleyen büyük depo kanatlarındaki 82 oda da pek buluntu vermedi.

Ancak kuzeybatıdaki depo odalarında, birkaçı bugün bile görülebilen toprağa gömülü büyük erzak küplerinden yüzlercesi bulundu. 1750 litreye kadar varan kapasiteleriyle bu dev küplerin içinde tahıl, baklagiller, yağ ve şarap gibi tapınağın erzağı saklanıyordu. Tapınağın öbür tarafındaki depo odalarında ise binlerce çiviyazılı kil tabletin olduğu bir arşiv kazıldı. Bu tabletler tahta raflar üzerine dizilmiş olmalıydılar.

Hitit Kent Surunun Rekonstrüksiyonu: 
Deneysel Arkeoloji Kapsamında Bir Proje 
Hitit Tarihi Sur
İç Anadolu'da yer alan Hitit başkenti Hattuşa'ya, 2005 yılı sonbaharında tamamlanan kerpiç kent surunun 65 metrelik bölümünün ayağa kaldırılması projesiyle, bir zenginlik daha eklenmiştir. 7-8 m yüksekliğinde üç sur bedeni ve 12-13 m yüksekliğinde iki kule, kentin ne denli iyi korunduğunu ve surun, kente gelen birinin üzerinde bıraktığı etkiyi anlamamızı sağlıyor. Pişirilmemiş kerpiç tuğlalardan yapılan böyle bir rekonstrüksiyon çalışması Türkiye'de ilk defa uygulanmış olup, dünyada da bu boyutta bir projenin benzeri çok azdır. 

Hattuşa - Yamaç Evi: 
Büyük Tapınak'tan Büyükkale'deki kral sarayına doğru yükselen yamaç, en geç MÖ. 16. yy. da sur içine alınmış Hitit "eski şehrine" dahildi. Yamaçta kısmen kayaların arasına ve üzerine teraslar halinde inşa edilmiş yapılar bulunuyordu. 
hATTUSA YAMAÇ EVİ
Yamaç Evi denilen yapı anıtsal yapılardan biridir. Iki katlı yapı anıtsal boyutlarından dolayı (32 x 36 m.) konut olarak değil, resmi işlevli bir yapı şeklinde yorumlanır. 
Rekonstrüksyonda ikinci katta varlığı kabul edilen 13 x 17 m. boyutlarındaki salon da bu yorumu doğrular. Alt katta ise depo odaları bulunuyordu. 
Bu odalardan birinde zengin bir çiviyazılı tablet arşivi ele geçti. Yamaç Evi, MÖ. 13. yy. sonlarında geçirdiği bir yangından sonra terk edilmistir. 
Yamacın üst tarafında, arka kısımlarda yanmış kerpiç duvarlardan bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir

Hattuşa-Aslanlı Kapı:
Yukarı Şehrin güneybatı kesiminde güney surunun iki görkemli kapısından biri olan Aslanlı Kapı bulunur. Hattuşa'nın diğer büyük şehir kapılarında olduğu gibi bu kapının da asıl kapı odasının iki yanında 15 x 10 m. boyutlarında dörtgen planlı iki kulesi vardır. 
Aslanlı Kapı Yılın Fotoğrafı
Büyük taş bloklardan oluşan pervazların bulunduğu bir iç ve bir dış kapı geçidi bulunur. Bu kapı geçitleri, dışı tunç saçla kaplı büyük ahşap kapılarla kapatılıyordu.

Kapı adını, dışta pervaz bloklarına işlenmis iki aslan heykelinden alır (baş, göğüs, ön bacaklar). Ön Asya'da aslan koruma ve bezeme amacıyla sıklıkla kapılarda kullanılan bir motiftir. Hattusa'da da bu kapı dışında çesitli tapınakların girişinde ve kral sarayının kapılarında aslan heykelleri kullanılmıştır. 

Ağzı kükrermişçesine açık, dili dışarıda ve gözleri tehditkar bir şekilde açık aslanlar etkileyici görünüm verirler. Göz yuvaları beyaz kireç ve gözbebekleri koyu bir madde ile doldurulmak suretiyle belirtiliyordu. Bilgisayar rekonstrüksyonu kapının zamanında dışarıdan görünümü hakkında bir fikir verir. Burada Hitit kapı geçitlerinde sıkça kullanılan sivri kemerler de iyi görülebilir.

Yenice Kale:
YENİCEKALE
30 no.lu tapınağın aşağısında, Aslanlı Kapı'nın yaklaşık 150 metre kuzey doğusunda bir kaya kütlesi üzerinde Yenicekale kompleksi yeralır. 

Burada doğal kaya kütlesinin üstü işlenerek, yanları da duvarla örülerek yapay bir düzlük oluşturulmuştur. Korunan yüksekliği 7 metre olan dış duvarın iki, üç tondan daha ağır taşlarına baktığımızda Hitit mühendislerine hayranlık duymamak elde değildir. 

Yaklaşık 25 x 28 metre ölçülerindeki kayalık düzlük üzerinde küçük bir sarnıç ile duvar temelleri kalıntıları günümüze gelmişse de, bunlar kompleksin işlevi hakkında fazla bilgi vermez. 

Sarıkale ile karşılaştırıldığında daha küçük olan Yenicekale'nin de, Hitit metinlerinde sözü geçen "kaya üstü yapılarından" biri mi olduğu fikri hemen akla gelir.

Hattuşa-Hiyeroglifli Oda:
Doğu Yukarı Şehir'de, Güney Kale yakınlarında büyük kalker bloklardan inşa edilen iki büyük taş oda bulunmuş ve kısmen restore edilmiştir.

 Tamamının rekonstrüksyonu mümkün olan 2. no.lu Oda'da mükemmel korunagelmiş kabartmalar vardır. 
Arka duvarda uzun mantosu, ucu sivri ve yukarı kalkık ayakkabısı ve sol elindeki güç sembolü olan kıvrık değneği ile Güneş Tanrısı tasvir edilmiştir.
Bu figürün Güneş Tanrısı olduğu başı üzerindeki kanatlı güneş kursundan anlaşılır. Sağ elinde biraz değiştirilmiş Mısır hayat sembolü Ankh tutan tanrı hayat verici özelliktedir.
hiyerogrifli odahiyerogriflli oda
Doğu Yukarı Sehir'deki 2 no.lu Oda
2 no.lu Oda'nın arka duvarındaki 
Güneş Tanrısı kabartması

Girişin solundaki kabartma, Hattuşa'nın bilinen en son kralı ve odayı inşa ettiren II.Supiluliumadır. 
Kral burada kısa etekli, kemerinde kılıcı, sağ elinde mızrağı, sol omuzu üzerinde yayıyla savaşçı olarak gösterilmiştir. 
Ayağında ucu sivri, yukarı kıvrık ayakkabıları; başında tanrıların tipik başlığı - önde üç boynuzu bulunan sivri külah - taşır. 
Boynuzların önünde Luvi hiyeroglifi ile kralın ünvanı ve ismi yazılıdır.
 Burada Büyük Kral'ın kendisininin tanrılaştırılmış olarak tasvir ettirdiği düşünülüyor. Halbuki kral, karşı duvardaki yazıttan anlaşıldığı gibi hala hayatta ve aktiftir. 

hiyerogrifli odaKarşı duvarda altı satırlık Luvi hiyeroglifi ile yazılmış yazıt vardır. Luvi hiyeroglifi Anadolu'da geliştirilmiş bir resim yazısı türüdür ve Mısır hiyeroglifi ile hiçbir ilgisi yoktur. Yazıtın içeriği tümüyle olmasa da büyük ölçüde anlaşılabilmiştir: 
Büyük Kral II. Supiluliuma çeşitli tanrıların desteğiyle birçok ülkeyi ve bu arada Tarhuntaşa ülkesini de ele geçirdiğini, yeni şehirler kurduğunu ve çeşitli yerlerde tanrılara kurbanlar verdiğini anlatır. 
Son cümlede "tanrısal toprak yol" 'dan söz edilir. Hiyeroglif uzmanı D.Hawkins'e göre bu yazıt, odanın işlevini belirten inşa yazıtıdır; yeraltına inen, toprağın altına uzanan bir yol kastedilir. 
Eğer bu yorum doğruysa, bu odanın kültte önemli rol oynayan yeraltı dünyasının sembolik girişi olduğu düşünülebilir.

Hattuşaş-Nişantaşı:
NişantaşıBurası da Sarıkale, Yenicekale gibi üzerinde büyük bir yapı bulunan bir kaya bloğudur. Kaya bloğunun üzerinde kayaya işlenmiş temel yataklarından ve günümüze ulaşan tek tük taş bloktan duvarların doğrultusu saptanabilir. 
Kayalığın önündeki yıkıntının altında bir kapıya ait sfenkslerle bezeli bloklar bulundu. 
Bu bloklarda Yerkapı'daki Sfenksli Kapı'nın dış sfenksleri gibi yalnızca gövdenin ön kısmı işlenmişti. 
Göğüs üzerinde lülelerle son bulan saç tuvaleti veya başlık ve rozetlerden oluşan yüksek baş süslemesi iyi seçilebilir.
Yukarı çıkan bir rampanın üst bitiminde yer alan bu kapı, sivri kemer biçimliydi. 
Kaya bloğunun üstünde yer alan yapı kompleksine buradan giriliyordu. Ne yazık ki kaya blokları üstündeki tüm yapılar gibi, bunun da işlevini bilmiyoruz. 

Yazıt: Bu kayalık adını Luvi hiyeroglifiyle yazılmış yazıttan alır. Yazıt 8,5 metre uzunluğunda ve 11 satırlıktır. 
Düzletilmiş kaya yüzeyine işlenmiş bu yazıt, zamanında 2 no.lu odadakiler gibi görünüyordu; ancak açıkta kaldıklarından iyice aşınmışlardır. 
Bu nedenle yazıtın içeriği tam olarak anlaşılamamıştır. Kesin olan, yazıtın Hattuşa'nın bilinen son Büyük Kralı II.Supiluliuma' ya ait olduğudur. 
Büyük olasılıkla Büyük Kral, babasının anısına yaptırdığı bir anıttan (Yazılıkaya açık hava tapınağındaki B Odası); ayrıca ardından Kıbrıs'a çıkartma yaptığı deniz savaşının da aralarında bulunduğu diğer icraatlarından söz eder. Hititlerin Alaşiya adını verdikleri Kıbrıs, zengin bakır yatakları nedeniyle sık sık akınlara uğruyordu.

Hattuşa-Kral Kapı:
KRAL KAPI
Büyük sur yayının doğu kesimindeki bu kapı, batıdaki Aslanlı Kapı'nın eşidir. 
Bu kapıda da iki kapı kulesi ve bunların arasında iki yüksek sivri kemer biçimli kapı geçidi görülür.
Kral Kapı büyüklüğü ve plan şeması bakımından Aslanlı Kapı'nın tam aynısıdır. 
Burada da kuleler yaklaşık 10 x 15 metre boyutlarındadır. 
Tabanda 3,25 metre genişliğindeki, sivri kemerli kapı geçitlerinin yüksekliği 5 metre kadar olmalıydı ve iki kanatlı büyük ahşap kapılarla kapatılıyorlardı. 
Ön sur yanından ilerleyerek kapı önüne ulaşan yolun dışa bakan yanına da kuleli bir duvar inşa edilmiştir. 
Böylece nöbetçiler hücum halindeki düşmanı iki yandan kıskaca alabiliyorlardı.
Düşmanı mümkün olduğunca asıl kapıdan uzak tutmak amaçlanıyordu; çünkü geçitler her ne kadar ağır ahşap kapılarla kapanıyorsa da koçbaşıyla kırarak ya da yangın çıkarmak suretiyle içeriye girmek mümkün olabilirdi. 
Kral Kapı'da kabartma bezeme kapının dışında değil, şehre bakan iç tarafındadır. 
Kısmen yarı plastikten de daha yüksek kabartma olarak işlenmiş bu figürde bir savaşçı silahlarıyla birlikte betimlenmiştir. 
KRAL KAPISavaşçının boyu miğferinin ucundan ayak tabanına kadar 2,25 metredir. 
Savaşçı yalnızca zengin bezemeli, kısa bir etek giyer. Geniş kemerinde kabzası hilal biçimli, ucu yukarı dönük kısa bir kılıç takılıdır. 
Elinde görkemli bir balta tutar. Baltanın ağzı iyice geriye dönüktür ve ense kısmında diken gibi çıkıntılar bulunur. Savaşçının başında büyük yanaklıklı ve sorguçlu bir miğfer vardır. Uzun saçları omuz üzerinden aşağı dökülür. 
Miğferin ucundan başlayan şerit dirseğe kadar iner. Miğferin önünde kıvrık bir boynuz yer alır. Miğferdeki boynuzlar tanrı göstergesi olduğundan, kabartma bir tanrı tasviri olarak kabul edilir. 
Hava Tanrısı Teşub ile Güneş Tanrıçası Hebat'ın oğlu, aynı zamanda Büyük Kral IV. Tudhaliya'nın koruyucu tanrısı Sarrumma olabilir. IV. Tudhaliya burada kendi koruyucu tanrısı adına bir anıt diktirmiş olabilirdi.

Hattuşa-Tapınak Mahallesi:
tapınak mahallesi
Yerkapı'nın hemen aşağısındaki düzlükte yer alan yapı temellerinin çoğu Hitit tapınaklarına aittir. MÖ. 14.-13. yüzyılda, güneydeki şehir suru inşa edildikten ve böylece gerekli koruma sağlandıktan sonra bu alan tam bir "kült mahallesi" haline getirildi. 
Şimdiye kadar Yukarı Şehir'de 30 tapınak tespit edilmiştir, ama daha baska tapınakların da bulunacağı düşünülebilir. Hitit metinlerinde "Hatti ülkesinin bin tanrısı"ndan söz edilmesi tesadüf değildir. 
Burada ifade edilen, Hititlerin yabancı şehir ve ülkelerin tanrılarını da benimsemeleri geleneğidir. 
Her yeni tanrı için bir tapınak inşa edilmese de taşların/kayaların, ağaçların, küçük korulukların, pınarların bu tanrıların tapınımına adanabileceğini Hitit metinlerinde buluyoruz. 
Tapınakların boyutları da çeşitlilik gösterir. 1200-1500 m2 lik büyük tapınaklar yanında 400-600 m2 lik küçük tapınaklar da vardır. Bazı tapınaklarda (4, 6 ve 26 no. lu tapınaklar) etrafı duvarla çevrili temenos (=kutsal alan) olarak yorumlanabilecek geniş alanlar görülür. 
Odaların büyüklüğü ve çokluğu, tapınakların aynı zamanda ekonomik bir merkez olmalarıyla açıklanabilir. Kendi toprakları ve personeli bulunan tapınaklar, hammadde ve besin maddelerinin işlenmesi ve depolanması amacı da güdüyorlardı. 
Adandığı tanrının ülkesinin elçiliği işlevini görmesi de mümkündü.

Hattuşa-Doğu Havuzlar:
doğu havuzları
Güney Kale'nin güneydoğusundaki alçak alan üzerinde Hititler iki yapay havuz inşa etmişlerdi. Arazide havuzların boyutları onarılan ve rekonstrüksyonu yapılan eğimli havuz kenarları ile belirtilmiştir: 
Havuz 1 yaklaşık 60 x 90 metre ölçülerindedir. Bu havuzun arkasında, güneydoğusundaki Havuz 2 'nin şimdilik yalnızca kuzey köşesi biliniyor; ancak arazinin yapısından bu havuzun da yaklaşık aynı büyüklükte olduğu anlaşılıyor. 
Havuzlar birbirlerinden 16 metrelik bir setle ayrılmıştı. Havuzların kuzey doğu kenarları ve Havuz 1' in kuzey batı kenarında da setlerle destekleniyordu. 
Havuzların yan duvarları dikey değil, hafif eğimliydi ve taş döşeliydi (kireçtaşı). Havuzların tabanına taş döşenmemiş, su geçirmez bir kil tabakası kaplanmıştır. 
Arazi nispeten az su geçiren serpentin kayaçlardan oluşuyordu. Suyun taş döşeli eğimli kenarlardan sızarak kaybolmasını engellemek zordu. 
Bu soruna çözüm olarak Hitit mühendisleri havuz kenarlarının hemen arkasına derin ve dar hendekler açıp bu hendekleri su geçirmez kille doldurmuşlardır. 
Bu şekilde su kaybı azaltılıyordu. Havuzlar birden fazla kaynakla besleniyordu: Yolun öbür tarafında halen bütün yıl boyunca suyu kesilmeyen bir kaynak vardır. 
Bu kaynağın suyu yetmediği için ek olarak toprak künklerle şehir dışından da su getiriliyordu. Kral Kapı'nın aşağısında bu künklerin suru geçerek şehre girdiği yer saptanmıştır.

Hattuşa-Güney Kale:
güney kale
Bugün Hattuşa'da görülen Hitit dönemine ait olmayan pek az sayıdaki kalıntılardan biri, MÖ. 700'den sonra inşa edilmiş "Frig" kalesidir. 
Güney Kale, bu dönemde Aşağı Sehrin büyük bir bölümünde ve Yukarı Sehrin doğu kesiminde uzanan büyük bir yerleşimin bir parçasıydı. Hitit kral sarayının bulunduğu 
Büyükkale üzerinde de büyük bir Demir Çağ kalesi vardı. Demir Çağ surlarının kaide kesimi kırma taşlardan olup, kalınlığı yaklaşık 4 metre kadardı. Hitit surlarında olduğu gibi kaidenin üzerinde ahşap iskeletli kerpiç tuğlalarla örülmüş üst yapı, kuleler, mazgallar söz konusuydu. 
Kaleye giriş kuzeybatıdaki iki yanı kuleli kapıdan sağlanır. Surun içinde konutlar, işlikler ve ambarlar vardı. Bu yapıların duvarları da kerpiç ve damları da büyük olasılıkla -Hattuşa'daki Hitit yapıları gibi- düzdü. 31 no.lu tapınak olarak adlandırılmış büyük Hitit yapısına ait kalıntılar Güney Kale'nin kuzey bölümünde kapıdan hiyeroglifli odaya çıkan yolun solunda ortaya çıkarılmıştır. 
Bütün tapınakların tipik özelliği olan büyük iç avlu burada da mevcuttur. Belki bu tapınak 1 ve 2 no. lu Odalar ve bunların arkasındaki havuzlarla birlikte kültle ilgiliydi.

Hattuşa-Büyük Kale(Kral Sarayı):
BÜYÜK KALE KRAL SARAYI
Büyükkale kral sarayı yapmak için ideal bir konuma sahiptir. Yaklaşık 250 x 140 metre boyutlarındaki bu az engebeli düzlüğün dört tarafı sarp kayalık yamaçlar ile doğal olarak korunuyordu. 
MÖ. 3. binin sonlarında, İlk Tunç Çağı'nda burada ilk yerleşim kuruldu. Hititler de burayı zamanla büyük bir surlu kompleks haline dönüştürdüler. 
Daha sonra MÖ. 1. binde, Demir Çağ'da "Frigler" ve Hellenistik dönem yerleşimcileri de bu konumdan faydalandılar
BÜYÜK KALE KRAL SARAYI
Büyük bir viadukt (1) ile güneyden kale kapısına çıkılıyordu. Kral sarayının ana kapısı olan güney kapısının (2) yalnızca doğu tarafı günümüze gelmiştir. 
Bu kapının da iki kapı geçidi vardır. Dış geçit Aslanlı Kapı gibi aslan kabartmalarıyla bezenmişti. Bu kapıdan geçilerek önce kapı avlusuna (3) giriliyordu. Avlunun ortasından geçen kırmızı renkli yassı taşlarla döşeli bir yol ziyaretçileri sarayın Aşağı Avlu'sunun girişine götürüyordu (4). İnce, uzun Aşağı Avlu (5) farklı büyüklükteki dört avludan ikincisidir. Planda görülebileceği gibi avlu, uzun direkli galerilerle (6) çevriliydi. 
Avlu çevresinde çeşitli yapılar (M, N, H, G ve A) sıralanmıştı. Bunların üst düzey saray memurlarının konutları ile Hititlerin "altın mızraklılar" adı verdikleri saray nöbetçi askerlerinin barındığı yapılar olduğu kabul ediliyor. Aşağı Avlu'nun diğer ucundaki bir kapı yapısından (7) geçilerek Orta Avlu'ya ulaşılıyordu. Duvarları bugün de ayakta duran kapı yapısının bir merdiven sahanlığı bulunuyordu. 
Bu geçidin de iki yanında aslanlar durmakta idi. Bu kapı sarayın iç ve dış alanı arasında belirgin bir sınır oluşturur. Arkasındaki Orta Avlu (9) da direkli galerilerle çevriliydi. Bu avlunun kuzeybatı köşesinde Büyükkale'deki en büyük yapı olan D yapısı bulunur. Yapının üst katında Hitit krallarının kabul salonu olduğu düşünülür. 
Salona orta avludaki girişten (10) ulaşılıyordu. Büyükkale'nin kuzeybatı köşesindeki bu yapı sırasının ucunda E ve F yapıları bulunuyordu. Bunların kralın özel odaları olduğu düşünülüyor. Sarayın en arkasına "gizlenmiş" bu odalardan şehre ve kuzeye doğru şehri izleyen vadiye harika bir manzara vardı. E ile K ve A yapılarında büyük kil çiviyazılı tablet arşivleri kazılmıştır. Hitit tarihinin araştırılmasında, bu kil tablet arşivleri büyük rol oynamıştır. 
Üzerlerinde çivi yazısıyla anlaşmalar ve devlet yazışmaları yanı sıra kehanet metinleri, kült talimatları, geleneksel edebiyat, mahkeme kararları ve tarihi metinlerin kaydedildiği yüzlerce tablet burada ahşap raflarda saklanmıştı. Saray kompleksindeki yangından büyük ölçüde zarar görmeden günümüze gelen bu kil tabletlerin aksine tahta tablet arşivleri tamamen kaybolmuştur.

Hattuşa-Sarı Kale:
sarı kale
Önündeki düzlükten yaklaşık 60 metre kadar duvar gibi dik yükselen kayalığın şehrin görümünde özel bir yeri vardır. Hitit döneminde bu kayalığın tepesinde büyük bir yapı kompleksi bulunmaktaydı. Bundan günümüze bazı duvar kalıntıları, kayaya oyulmuş temel yatakları ve yalancı tonozu bulunan bir sarnıç ulaşmıştır. 
Bu yapı kompleksine, bastionlu bir surun görülebildiği arka taraftan (güneydoğudan) giriliyordu. Şehrin hemen hemen ortasında yer alan ve biçiminden dolayı hemen göze çarpan bu kayalığın üzerindeki yapının özel bir işlevi olduğu muhakkaktır. 
Hitit metinlerinde, kültle, özellikle de ölü kültüyle ilgili "kaya üstü yapıları"'ndan sıkça söz edilir. Bu ifadeyle Sarıkale, Yenicekale, Nişantaş'taki gibi yapılar kastedilmiş olabilir. 
Sarıkale üzerindeki Hitit yapısı erozyon ve Bizans dönemindeki inşaat faaliyetleri yüzünden çok tahrip olmuştur. 
Bizans döneminde burası yeniden kullanılır ve hatta yeni bir surla çevrilir. 
Bu yeni kullanımın Sarıkale'nin güneydoğusunda yer alan düzlükteki Bizans yerleşiminin beyinin oturduğu yapı kompleksi olarak görmek mümkündür.

Hattuşa-Poternli Sur:
poternli surPoternli Sur Hattuşa'nın en eski surudur. Bu sur bugün Aşağı Şehir olarak adlandırılan eski Hitit şehrini güney ve batıdan koruyordu. Vadiyi izleyen sur Büyükkale kral sarayına doğru çıkar. 
Üzerine surun inşa edildiği yığma toprak set yoldan belirgin olarak görülebilir.
Sur hemen hemen tüm Hitit surlarında olduğu gibi sandık duvar tekniğinde tasarlanmıştır: kalın iç ve dış duvar ve bu iki duvarı birleştiren belirli aralıkla konmuş dik ara duvarlar. 
Bu şekilde aralarda oluşan sandıklar toprakla dolduruluyordu. 
Toplam genişliği yaklaşık 8 metre olan duvar, yaklaşık 12-20 metrede bir kulelerle donatılmıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder