20 Ekim 2012 Cumartesi

İstanbul da Camiye Çevrilen Kiliseler


-AYASOFYA CAMİ:
Ayasofya (Latince: Sancta Sophia ya da Sancta Sapientia), Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından alınmasıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür ve günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.
Binanın adındaki “sofya” sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski Yunanca’da “bilgelik” anlamındaki sophos sözcüğünden gelir. Dolayısıyla “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da "ilahî bilgelik” anlamına gelmekte olup, Ortodoksluk mezhepinde Tanrı'nın üç niteliğinden biri sayılır. 6. yüzyılın ünlü mimarlarından Milet'li İsidoros ve Tralles'li Anthemius'un yönettiği Ayasofya’nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve Jüstinyen'in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir.

Bu çok eski binanın bir özelliği yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. Bizans döneminde Konstantinopolis Patriği'nin patrik kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi’nin merkezi olmuş bulunan Ayasofya, doğal olarak vaktiyle büyük bir “kutsal emanetler” koleksiyonunu içermekteydi.


1453’de kilise camiye dönüştürüldükten sonra Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet’in gösterdiği büyük hoşgorüyle mozayiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş (içermeyenler ise olduğu gibi bırakılmıştır), yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozayikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Cami müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarılmış ve mozayikler yine gün ışığına çıkarılmıştır.

Kısaca günümüzde tüm dünya insanları bu mozayikleri görmelerini bir kişiye borçludur: O da, sanatı seven ve diğer dinlere saygı gösteren Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet'tir. Günümüzde görülen Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan Üçüncü Ayasofya olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çökmüş, Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.


-ARAP CAMİ (SAN PAOLO KİLİSESİ):
Arap Camii, İstanbul Galata semti Kalyon Caddesi'nde eskiden San Paolo Kilisesi olarak bilinen ibadethane.

Tarihçesi
Galata kentsel dokusunda beton bloklar arasında, sivri külahlı hayli yüksek kare biçimli kulesiyle hala fark edilebilen Arap Camii; fetih öncesinden kalan İstanbul'un tek Gotik kilisesidir.

İstanbul’da ilk ezan sesinin yükseldiği yer 717 yılında yapılmış olan İstanbul’un ilk camii hüviyetini taşıyan Arap Camiidir. İstanbul’un Fethi için M.S. 717 yılında gelmiş olan Müslüman Arap kumandanlarından ve sahabe neslinden meydana gelen bir ordu başında Mesleme Bin Abdülmelik adındaki komutan; Galata’da Bizans semalarına ilk Ezan-ı Muhammedi sesinin yükseldiği bir Camii yaptırmış ve adına da Arap Camii denilmiştir. Hicri 95 Senesinin Zilhicce ayında 15 Ağustos 717’e Mesleme Bin Abdülmelik; Karadan bir ordu, denizden kuvvetli bir donanma ile Bizans’ı kuşatmıştır. Muhasara bir yıl kadar devam etmiş ancak Constantinople alınamamıştı. Ama Galata zaptedilmiş ve fethedilmişti. Mesleme ve İmparator Leon arasında varılan bir anlaşma sonucu Arap mescidi inşaa edilmiş ve ibadete açılmıştır. 7yıl kadar İstanbul’da kalmış olan Arap Müslüman Ordusu ibadetini burada yapmıştır. Daha sonra Şamda çıkan bir isyan üzerine Arap ordusunun Şam’a gitmesi üzerine Dominiken Papaz ve Rahipleri burasını kilise haline sokmuş, şimdi minare olarak kullanılan çan kulesini bu esnada de ilave etmişlerdir. 1453 İstanbul’un Fethinden Sonra Kilise Camiye çevrilerek öndeki mihrap ve minber ilave edilmiş ve Osmanlı kayıtlarında yine Arap Mescidi ismini almıştır.

Dördüncü Haçlı Seferi'nde Kudüs yerine Konstantinopolis'i ele geçirmeyi amaçlayan Katolikler, 1200'lerin başlarında Pavlus'a adadıkları bir kiliseyi ve yanına Dominiken Mezhebine bağlı bir manastırı Galata'da yaptırmışlardır. Papaların da yakın ilgisini çeken bu manastır ve kilise, bir süre sonra mezhebin kurucusu olan "San Domeniko"nun adının da eklenmesiyle tanınır: San Paolo ve San Domeniko

1475'te Fatih, kiliseyi camiye çevirerek vakfına katmıştır. Yirmi yıl sonra da, İspanya'dan çıkartılan Endülüs Arapları'nın bir kısmının, çevredeki mahallelere yerleştirilmesiyle cami, "Arap Camii" olarak tanınır. Caminin Araplara mal edilmesinin bir nedeni de, minareye çevrilen eski çan kulesinin 714'te Şam'da yaptırılan ünlü Emeviye Camii'nin özgün minaresini çağrıştırmasıdır.

III. Mehmet ve I. Mahmut'un annesi Saliha Sultan ve II. Mahmut'un kızı Adile Sultan değişik dönemlerde Cami'yi onartmış; hünkar mahfili, sebil, çeşme, şadırvan gibi ögeler ekletmişlerdir. Özellikle Saliha Sultan'ın yaptırdığı onarımdan sonra caminin iç düzeni, mahfillerin, mihrabın barok ahşap tasarımlarıyla hayli değişmiş, tiyatral bir görümün egemen olmuştur.

1913-1919 yılları arasındaki kapsamlı onarım sonucu yapı yeniden büyük bir değişime uğrar: Avlu duvarı yıkılır, Cami genişletilerek yeniden yaptırılır. "Arabesk" bir son cemaat mahalli ekletilir. Döşeme altında kalan yüzü aşkın Latin soylusunun mezar taşları müzeye taşıtılırken, mihrabın yanındaki "Mesleme'nin Çilehanesi", "Arap Baba Merkadi" ve çevrede sahabelere ait oldukları ileri sürülen birkaç kabir de Arap kimliğini daha güçlendirerek vurgular. Yapı her ne kadar büyük ölçüde İslamlaşmış (Osmanlılaşmış) ise de, dikkatli bir göz, çok az da olsa Gotik geçmişini belgeleyen birtakım mimarî ögeleri fark edebilir.


-ATİK MUSTAFA PAŞA CAMİ (AZİZE THEKLA):
Atik Mustafa Paşa Camii (Cabir Camii) İstanbul'un Ayvansaray semtinde kiliseden camiye çevrilmiş bir dinî yapıdır. Doğu Roma döneminden kalma yapının eski adının ne olduğu tartışma konusudur. Yunan haçı tipindedir.

Fetih sırasında ne durumda olduğu bilinmeyen kilise II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiştir. Caminin içinde Doğu Roma dönemine ait hiçbir bezeme yoktur. 1957'de Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından binanın güney cephesinde, badana tabakasının altında bulunan freskoların, Ayios Kosmas, Hagios Damianos ve başmelek Mikhael'e ait oldukları tespit edilmiştir.

-BODRUM CAMİ (MİRELEON KİLİSESİ): 
Bodrum Camii (Bodrum Mesih Paşa Camii veya eski adıyla Mireloin Kilisesi), İstanbul'da Laleli yakınındaki Doğu Roma döneminden kalma dini yapıdır. 10. yüzyılda Mireloin Manastırı'nın kilisesi olarak İmparator Romanos Lekapenos tarafından yaptırılmıştır. İstanbul'un fethinden sonra II. Bayezid döneminde Sadrazam Mesih Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.
Kilisenin hemen yakınında 5. yüzyıldan kalma bir rotunda vardır. Romanos Lekapenos 10. yüzyılda binanın üstünü kapatarak günümüze kalmamış olan bir saray yaptırmıştı. Kilise de bu dönemde inşa edilmişti.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
Kilise tuğladan yapılmıştır. Dört destekli kapalı haç planındadır. Ana mekan yüksek ve pencereli bir kubbe ile örtülüdür. Yapının doğu tarafında, içten yarım yuvarlak, dıştan üç cepheli bir apsis ile iki yanında yonca biçiminde planlanmış hücreler bulunur. Kubbenin orijinal hali korunmuştur. Caminin yanında bir de su sarnıcı vardır.


-ESKİ İMARET CAMİ (PANTEPOPTES MANSTIR KİLİSESİ):
Eski İmaret Camii (Pantepoptes Manastırı Kilisesi) İstanbul'un Zeyrek semtinde Doğu Roma döneminden kalma dinî yapıdır. 1081- 1087 yılları arasında inşa edildiği tahmin ediliyor.

Kilise Komnenos hanedanının kurucusu Aleksios Komnena tarafından yaptırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet döneminde medrese olarak kullanılan Zeyrek Camii'nin imarethanesi olarak kullanılmıştır. Fatih medreseleri yapılınca cami olmuştur.


-FENARİ İSA CAMİ (LİPS MANASTIRI):
Fenari İsa Camii ya da Molla Fenari Camii (Yunanca: Eklizya tu Livos; Livos Kilisesi), İstanbul'da, eskiden Ortodoks kilisesi olarak kullanılırken Türklerin şehri ele geçirmesi ile birlikte camiye çevrilen bir ibadethanedir.

BİZANS DÖNEMİ:
908 yılında, Bizanslı amiral Konstantinos Lips, dönemin imparatoru VI. Leon huzurunda bir manastır inşaatı başlattı. Manastırın bulunduğu yer, eski Bayrampaşa Deresi'nin (Lycus Irmağı) çevresinde bir vadide, o dönemde Merdosangaris olarak adlandırılan bir bölgede bulunuyordu. Yapı, Bakire Theotokos'a adanmıştı.

Typikon adı verilen ve kilisenin yapım aşamasına ve sonrasına ilişkin bilgiler verilen kitapta, kilisede 50 kadın din görevlisinin bulunduğu; ayrıca 15 yataklı bir hastanesi olduğu yazılıdır. Bu hâliyle o dönem Konstantinopolis'inin en büyük kurumlarından biridir. Günümüzdeki yapı, 6. yüzyıldan kalma başka bir kilisenin kalıntıları üzerine yapılmış olup, yapımında eski bir Roman mezarlığının mezartaşları kullanılmıştır. Ortodoks azizelerinden Aya İrini (Azize İrini)'nin kutsal emanetleri de burada saklanmıştır. Kilise kullanımda olduğu dönemde halk arasında Kuzey Kilise olarak bilinmekteydi.

Dördüncü Haçlı seferinin sonrasında, Bizans İmparatorluğu kendini toparlarken, 1286 ve 1304 yılları arasında, ölmüş Mihail Paleologos'un eşi İmparatoriçe Teodora Dukena Vatatzena, birinci kilisenin güneyinde Yahya peygambere adanmış yeni bir kilise inşa ettirdi. Paleologos hanedanının ileri gelen üyeleri buraya gömülmüştü. Burada gömülü olanlar arasında İmparatoriçe Teodora'nın yanısıra, oğlu Konstantinos, İmparatoriçe Monfràlı İrini ve kocası İmparator II. Andronikos Palaiologos da vardır. İmparatoriçenin yaptırdığı bu kilise ise Güney Kilise olarak biliniyordu.

14. yüzyılda, kiliseye bir narteks ve pareklezyon eklenmiştir. Buraya imparatorluk hanedanının üyelerini gömme geleneği 15. yüzyılda da sürdü. VIII. Yannis Palaiologos'ın eşi Moskovalı Anna da halk arasında veba salgını paniği yaratmaması için öldüğü gece burada toprağa verildi. Kilisenin 1453 yılındaki Fetih'ten sonra da mezarlık olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

-OSMANLI DÖNEMİ:
1497-1498 yıllarında, İstanbul'un Türklerin eline geçmesinden kısa bir süre sonra, II. Bayezid'in hükümdarlığı döneminde yapının Güney Kilise olarak adlandırılan bölümü, Molla Şemseddin Fenari'nin yeğeni Rumeli kadıaskeri Fenarizade Alaaddin Ali bin Yusuf Efendi tarafından mescite çevrildi. Yapının güneydoğu kısmına bir minare eklendi. Yarım kubbelerden biriyse mihraba çevrildi. Medresenin başhatiplerinden biri olan İsa efendinin adı camiye verildi. 1633 yılında bir yangında büyük hasar görerek kullanılamaz hâle gelen mescidin, 1636 yılında sadrazam Bayram Paşa tarafından onarımı gerçekleştirildi. Aynı dönemde yapı camiye, Kuzey Kilise de tekkeye çevrildi. Kolonlar payandalarla desteklendi. İki kubbesi baştan inşa edilerek duvarlardaki mozayikler söküldü. 1782 yılında gerçekleşen başka bir yangın yapıya zarar verdi. Bunun ardından geçirdiği ilk büyük onarım ancak 1847-1848 yıllarında oldu. Bu onarımda da Güney Kilise'nin kolonları desteklenerek, nartekste korkuluk görevi gören yarımduvarlar kaldırıldı. 1918 yılında yine bir yangın geçiren yapı boşaltıldı ve kullanım dışı kaldı. Cumhuriyet ilan edildikten sonra, 1929 yılında gerçekleştirilen kazılar sırasında 22 adet lahit bulundu. Yapı 1970 ve 1980'lerde Amerika Bizans Topluluğu tarafından kapsamlı bir bakım ve onarım sürecinden geçti. Günmüzde hâlen cami olarak hizmet vermektedir.Lips Manastırı olarak da bilinmektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
Kuzey Kilise:Kuzey Kilise, o dönem mimarisinde pek rastlanmayan bir biçimde inşa edilmiştir. Beşnoktasal yapı tarzı olarak adlandırlabilecek bu yapı, ana binanın dört köşesinde ve tam ortasında birer kolona sahipti. Bu, Konstantinopolis şehrinde, bu tarzda yapılan ilk dinî yapılardan biriydi. Büyük olasılıkla kalıntıları günümüze ulaşmayan 880 yapımlı Nea Eklezya'nın (Yeni Kilise) bir prototipiydi.
Kilisenin boyutları nispeten küçüktür. İç kullanım alanı 13 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğindedir. O dönemde manastırda yaşayacak olan nüfusa yetecek boyutlarda tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Kuzey kilisenin duvarları tuğla ve küçük sert taş blokların birlikte kullanılmasıyla inşa edilmişti. Bu, 10'uncu yüzyıl Bizans mimarisinin tipik özelliklerinden biriydi. Tuğlalar kalın bir harç tabakası kullanılarak birleştirilmişti.

Yapının 3 yüksek yarı-kubbesi apsis vardır. Ortadaki apsis, pastoforya, köşeli yapıdadır. Merkez apsisin yanlarındaki apsisler ise geleneksel Bizans kiliselerinde olduğu gibi diakonikon ve prothesis olarak kullanılmaktadır. Apsisler üçlü ve tekli kargı pencerelerle bölünmüştür. Ayinlerin yapıldığı yer olan naosta iki sıra pencere yer alır. Alt sıradakiler üçlü kargı pencere olup, üst sıradakiler yarım dairesel biçimdedir. Kilisede iki uzun pareklezyon vardır ve bunların uçları birer apsisle sonlanmaktadır. Yapının dört yanında, kubbeye dayanak görevi yapan dört çatı duvarı vardır ve sekiz pencereli kubbe bunların üstüne kondurulmuştur.

Özgün süslemelerden günümüze, dört merkez taşıyıcı kolondan üçünün dibindekiler kalmıştır. Ayrıca pencere kenarlarında ve kubbe kasnağında da Bizans döneminden kalma özgün dekoratif süslemeler göze çarpmaktadır. Özgün planda duvarlarında genelde mermer paneller ve renkli çiniler bulunsa da günümüzde yalnızca izleri görülebilmektedir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, kuzey kilise, Laleli'de bulunan ve kiliseden camiye çevrilmiş başka bir yapı olan Mireleon Kilisesi (Bodrum Camii) ile büyük mimari benzerlikler göstermektedir.

Güney Kilise:Güney Kilise, üzerinde bir kubbe bulunan dörtgen biçimli bir mekândır. Sonradan eklenmiş bir pareklezyonu bulunmaktadır. Geç dönem Paleologos mimarisinin özelliklerini taşımaktadır. Kilisenin yapımında katkısı olan iyilikseverlerin anısına koyulan anıtlara ve mozolelere yer açmak adına pareklezyonlar ile kilise genişletilmişti. Kilisenin merkez bölümü 3 sütunlu bir kemeler yan bölümlerden ayrılmıştı. Kalabalık ayinlerde burada toplanan kişiler kilisenin orta bölümünde olup bitenleri görmekte güçlük çekmiş olması olasıdır.

Kuzey Kilise'de olduğu gibi burada da dış duvarlar tuğla ve taşın birlikte kullanılmasıyla oluşturulmuştur. Güney kilisede ve bu kilisenin ana apsisinde yoğun olarak süslemeler yapılmıştır. Ana apsis, üç sıra nişten meydana gelmiştir. Ortada üç sıra pencere bulunur. Duvarların yapımında kullanılan tuğlalar svastikalar, yaylar, güneş haçları ve menderesler oluşturacak biçimde dizilmiştir. Desenler arasında beyaz ve koyu kırmızı şeritler bulunur. Genel olarak bir sıra taş; iki ilâ beş sıra da tuğla kullanılmıştır. Bu yapı, İstanbul'da orta ve geç dönem Bizans mimarisinin özelliklerini yansıtan önemli yapıtlardandır.


-FETHİYE CAMİ (PAMMAKARİSTOS MANASTIRI):
Fethiye Camii, İstanbul Fatih'e bağlı Fethiye mahallesinde bulunan camidir. Hıristiyanlık'ta, Fethiye Camii'nin adı Pammakaristos Manastırı'dır.

Aslında kilise olarak, 13. yüzyıl sonlarında Bizans’ın ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirilmiştir. İstanbul'un fethinden sonra 1454 yılında patrikhane olarak kullanılmıştır. 1601 yılında İran savaşlarında Gürcistan ve Azerbaycan'ın fethedilmesiyle, fethin hatırası olarak camiye dönüştürülmüştür.

Fethiye Camii, camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı yıkılarak yerine kıble yönüne uygun bir mihrap yapılmış, bir minare ve medrese inşa ettirilmiştir. Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülmüş, 1955 yılında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından içindeki mozaik ve freskolar açığa çıkarılmış, sonradan yapılan kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapılmıştır. 1960'lı yıllarda yeniden camii olarak ibadete açılmıştır. Camii'nin duvarları taş ve tuğla karışımıdır. Dış duvarlarında ve içerideki mozaiklerde Grekçe yazılar göze çarpmaktadır.


-GÜL CAMİ (AYA THEODOSİA):
Gül Camii (Ayia Theodosia) İstanbul'un Ayakapı semtindeki Doğu Roma döneminden kalma dinî yapıdır. Eski adı ve yapım tarihi hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte 10. ya da 11. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. İkonoklazm akımı sırasında Büyük Saray'ın ana girişi Halki Kapısı üzerindeki İsa ikonasının indirilmesine karşı çıktığı için öldürülen Theodosia adlı kadının kutsal emanetlerinin bu kiliseye konduğu ve bu kilisenin Aya Theodosia olduğuna inanılır. 1499 yılında camiye çevrilmiştir.
Bina tuğla tonozlu bir bodrum üzerine inşa edilmiştir. Kilisenin planı Yunan haçı biçimindedir. Kubbe, duvarlara bitişmeyen dört ayak üstünde durur. Binanın doğu tarafında, ortadaki daha geniş olmak üzere üç apsis vardır. Apsislerdeki nişler ve tuğla bezemeler 13. ve 14. yüzyıllardaki tamirler sırasında yeniden yapıldığını gösterir. Orta apsisle sağ yan nef arasındaki payede içinde bir mezar olan bir hücre bulunur.


-HIRAMİ AHMET PAŞA CAMİ (AYA YANİ KİLİSESİ):
Hırami Ahmet Paşa Mescidi (Yunanca tam adı: Hagios İoannes en te Trullo Kilisesi, kısaca Ayios İoannis veya Aya Yani) İstanbul'un Çarşamba semtinde Doğu Roma'dan kalma dinî yapıdır. Yapım tarihi bilinmemektedir.
Yapılış tarihinin 11. ya da 12. yüzyıl olduğu tahmin ediliyor. 1455 yılında Patrikhane'nin Pammakaristos Manastırı'na taşınması üzerinde oradaki rahibelere Aya Yani tesis edilmiştir. 1586'da Hırami Ahmet Paşa tarafından mescide çevrilmiştir.
Kapalı haç planlı yapılar tipinde, narteks ve apsis çıkıntıları dahil uzunluğu 15 metreyi geçmeyen bu küçük yapı, günümüze kadar oldukça iyi durumda gelmiştir. Ortada pencereli, yüksek kasnaklı bir kubbesi, doğu tarafında bir büyük iki küçük olmak üzere üç apsisi vardır.


-İMRAHOR CAMİ (STUDİOS MANASTIRI):
İmrahor Camii, Doğu Roma döneminde yapılmış İstanbul'da ayakta kalan en eski dinî yapıdır.

Doğu Konsülü Studios tarafından bugünkü Yedikule'de 454 yılında kurulan Studios Manastırı'nın bir parçası olan Aya İoannes Prodomos (Vaftizci Yahya) kilisesidir. Latin istilası sırasında harap olan manastır ve kilise 1293'te tamir edilmiştir. Osmanlı padişahı II. Bayezid döneminde İmrahor İlyas Bey tarafından camiye çevrilmiştir.

Osmanlı döneminde şehrin en büyük camilerinden biri olarak hizmet vermiştir. 1782 yangını ve 1894 depreminde büyük zarar görmüş, 1908'de çatısı çökmüştür.


-KALENDERHANE CAMİ (KİRİOTİSSA KİLİSESİ):
Kalenderhane Camii, İstanbul'un Vefa semtinde Doğu Roma döneminden kalma bir yapıdır. Bozdoğan Kemeri'nin en doğu ucunun güneyinde yer alır. Doğu Ortodoks Kilisesi formundadır. 18. yüzyılda Osmanlı'lar tarafından camiye çevrilmiştir. Yüksek olasılıkla kilise ilk durumunda Theotokos Kyriotissa'ya adanmıştı. Yapı, Yunan haçı kemerli Bizans kilisesi örneğinin var olan birkaç örneğinden birini temsil eder. Plan ve üslup özelliklerine göre binanın 9. veya 10. yüzyıla ait olduğu varsayılır.

Yapı Osmanlı döneminde ilk olarak Kalender Tarikatı'na mensup dervişler tarafından kullanıldığından adı Kalenderhane olmuştur. Caminin avlusunda kilisenin ilk zamanlarında yapıya dahil olan ancak şimdi yıkılıp harabe halini alan duvar kalıntıları bulunmaktadır. Caminin kubbesi dört köşeden örülen kemelerle oluşturulan dairenin üstüne oturtulmuştur. Kubbede çok da eskiden kalmadığı anlaşılan mozaik desenleri bulunmaktadır. Özellikle yapı içinde yer alan mermer kaplamalar göz alıcıdır.
Tarihi:
Bu sitedeki ilk yapı, Roma hamamı idi. Altıncı yüzyılı takiben (tarihleme taş işçiliğine bakılarak yapılmıştır) kilisenin büyük kubbesi ve yarı kubbeleri Bozdağan kemerine rağmen yükseliyordu. Daha sonra-olasılıkla yedinci yüzyıl-daha büyük bir kilise, ilk kilisenin güneyine yapıldı. Üçüncü bir kilise, tekrar kutsal yer olarak kullanılıyordu. Yarı kubbeler daha sonra Commenian döneminde onikinci yüzyılın sonu olarak tarihlenebilir Osmanlı'larca yıkıldı. Kilise manastır yapıları ile çevreleniyordu, Osmanlı döneminde hepsi tamamiyle yıkıldı. Constantinople'un Latin'lerde fethinden sonra, yapı Roma Katolik kilisesi olarak kullanıldı. 

İstanbul'un 1453 yılında fethinden sonra, kilise Fatih Sultan Mehmed tarafından Kalenderi dervişlerine verildi. Dervişler burayı medrese olarak kullanıyordu. O zamandan beri Kalenderhane (Kalender evi) olarak biliniyordu. 18 nci yüzyılda Babüssaade (saray) Ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye dönüştürüldü. Yangından ve depremden zarar gören cami 1854 yılında restore edildi. Kalenderhane caminin minaresine 1930 yılında yıldırım düşerek yıkılmıştır. Minaresinin yanıp çökmesinden dolayı terk edildi. 1966-1975 yılları arasında Harvard Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi işbirliği ile yapılan bir araştırma ve kazıya konu olmuş, harap durumdayken 1968 yılında restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır.


-KEFELİ CAMİ (MANUEL MANASTIRI):
Kefeli Camii ya da Kefeli Mescidi İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan tarihi bir cami. Aslında bir Bizans kilisesi iken Osmanlı padişahı IV. Murat döneminde, Recep Paşa tarafından 1630 yılında camiye çevrilmiştir. Cami 7,22 metre genişliğinde ve 22,6 metre uzunluğundadır. Bir minaresi bulunmaktadır.
Yeri 
İstanbul'un Fatih ilçesinde, Salmatomruk mahallesinde, Kasap Sokak'ta bulunmaktadır. Kariye ve Fethiye camilerinin arasında, yaklaşık yarı mesafelerindedir.


-KOCAMUSTFA PAŞA SÜMBÜL EFENDİ CAMİ (ANDREAS MANASTIRI):
Koca Mustafa Paşa Camii, halk arasında Sümbül Efendi Camii ya da Sümbül Efendi Türbesi olarak bilinir. Resmî adı Hz. Pîr Yusuf Sümbül Sinan Âsitânesi’dir.

(Ayios Andreas en te Krisei Manastırı ya da kısaca Andreas Manastırı) İstanbul'un Kocamustafapaşa semtinde Doğu Roma döneminden kalma dinî bir yapıdır. Manastırın ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte içinde bulunan 6. yüzyıla ait parçalar ve sütun başlıkları burada 6. yüzyılın bir ibadet yerinin olduğunu ispatlamaktadır. Manastır adını Bizans halkına Hıristiyanlığı kabul ettirdiğine inanılan Hagios Andreas en te Krisei adındaki havariden almıştır.

İkonakırıcılık akımı sırasında bir hayli tahrip edilmiştir. Latin istilasından sonra ciddi bir onarımdan geçmiş günümüzde Koca Mustafa Paşa Camii'nin esasını oluşturan kilise inşa edilmiştir. İstanbul'un fethine kadar manastır ve kilise olarak faaliyet gösteren bina 1486'da camiye dönüştürülmüştür.
Üç avlu kapısı, iki giriş kapısı vardır. Giriş kapıları camekanlı bölmedendir. Bu kapılar son cemaat yerine açılır ve buradan iki kapıyla camiye girilir. Kürsü, minber, müezzin mahfili ahşaptır. İki kapı arasındaki mermer kitabe avlunun ortasındaki şadırvana bakar. Kocamustafa kapısından girişte sağ ve solda hazire ve sağda metruk ahşap ev bulunmaktadır.Ev şimdi restorasyon edilmiştir.

Kubbe 4 sütuna yaslanır, iki apsid, iki nartekslidir. Sütun başlıkları yapraklı, monogramlıdır. Minare ortadadır. Sağda Safiye Sultan Türbesi, avluda Halvetîye'nin Sümbülîye kolunun pîri, 1493'de vefat eden Pîr Yusuf Sümbül Sinanüddîn Efendi başta olmak üzere, Sümbülîye büyüklerinin türbeleri bulunmaktadır. Sümbül Efendi Türbesi ile şadırvan arasında korumaya alınmış 500 yıllık selvi ve yanında beyaz mermer sütundan tarihi çeşme bulunur.

Koca Mustafa Paşa Camisi'nin avlusunda, 2000 yıllık olduğu söylenegelen bir Çınar ağacı vardır ve onun altında da Muhammed’in torunu ve Fatma ile Ali’nin oğulları olan Hüseyin'in torunlarının kabirleri bulunmaktadır.[kaynak belirtilmeli] Ayrıca avlusunda Konstantin'in müslüman olduktan sonra Sarı Sıdıka ismini alan Katerina ismindeki kızının mezarıda bulunmaktadır.


-KÜÇÜK AYASOFYA CAMİ (AZİZ SERGİOS VE BAKKHOS MANASTIRI):
İstanbul'un Küçük Ayasofya semtindeki cami kiliseden camiye çevrilmiştir. 6. yüzyıldaki Ahagios Petros ve Ahagios Paulos Bazilikası 1497'de cami olmuştur. Temelinde 3 metreye 1,8 metrelik blok taşlar kullanılan ender eserlerdendir.

8 köşeli ana kubbesi bulunmaktadır. Bahçesinin güney kısmında 24 odalı geniş bir bahçesi ve ortasında şadırvanı olan Hüseyin Ağa Medresesi vardır. Medrese Yesevi Vakfı tarfından restore edilmiş ve Türk el sanatlarının hizmetine verilmiştir. Yakınından tren yolu geçer. Solda Kesikbaş Hüseyin Ağa türbesi yer alır.

Bizans İmparatoru I. İustinianos ve karısı Theodora tarafından 527-536 yılları arasında `Sergios ve Bachos Kilisesi` adıyla yaptırılan ve II. Beyazıt Döneminde (1500 yıllarında) Topkapı Sarayı Dar`üssaade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye dönüştürülen Küçükayasofya Camii, İstanbul`un en eski Bizans Dönemi yapısı olarak biliniyor. Bina 1836 ve 1956 yıllarında iki onarım görmüş, muhtelif kurşun ve sıvaları yenilenmiş, minare önemli ölçüde onarılmış. Kentin tarihi boyunca geçirdiği yangın, deprem, istila, yağmalama gibi bütün felaketlere direnen bu yapının, varlığını koruması ve geleceğe güçlendirilerek aktarılması İstanbul`un zengin tarihi mirası açısından büyük önem taşıyor.


-SANCAKTAR HAYRETTİN CAMİ (GASTRİON MANASTIRI):
Sancaktar Hayrettin Camii ya da Sancaktar Hayrettin Mescidi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde camiye çevrilen bir manastırdır. Bugün cami olarak kullanılan bölüm bir manastır kompleksinin yalnızca ayakta kalan küçük bir bölümü olduğu sanılmaktadır. Bu manastırın adının ne olduğu konusunda kesin kabul görmemiş değişik görüşler bulunmaktadır. Yapının Gastrion Manastırı'nın (Yunanca: Μονή των Γαστρίων - Moni ton Gastrion, Vazolar Manastırı) bir parçası olduğu düşünülse de, adı geçen manastırın fazla doğusunda olması nedeniyle bu görüş herkes tarafından kabul görmemektedir. İstanbul'da Komnenos ve Paleologos dönemi Bizans mimari yapıtlarının küçük bir örneğidir.
GEÇMİŞİ:
İstanbul'un yedinci tepesinde, Marmara Denizi'ne bakan bir yamaçta bulunan bu yapının, kökeniyle ilgili bilgiler oldukça yetersizdir ve kesinliği tartışmalıdır. Bunlar içinde en yaygın olan anlatıya göre, I. Konstantin'in annesi Helena, 325 yılında yanında Gerçek Haç ve İsa'nın çarmıha gerildiği Galgota'dan toplanmış hoş kokulu bitkilerin içinde olduğu vazolarla Samatya Liman'ndan şehre giriş yapmıştır. Helene, Samatya'da bu yapıya uğrayarak elindeki vazoları buraya bırakır ve burada bir manastır kurar. Ama tarihî kayıtlarda Konstantinopolis'te 4'üncü yüzyılın son çeyreğinden önce manastır tarzı dinî yapılara rastlanmaz. Bu nedenle bu sav, büyük olasılıkla bir şehir efsanesinden ibarettir.

Gastrion Manastırı'ndan tarihî kayıtlarda ilk kez, 9'uncu yüzyılın başlarında söz edilmektedir. II. Teodora'nın annesi, Teoktista bu dönemde Samatya'dan ((Yunanca: Ψαμάθεια, Psamatya) bir ev almış ve burada bir manastır kurmuştur. Teoktista öldükten sonra bu binaların kurucusu ve sahibi unvanı kızı Teodora'ya geçmiştir. Teodora tahttan indirildikten sonra kardeşi Bardas tarafından çocukları Anna, Anastasya ve Pulherya'yla birlikte bu manastıra getirilmiştir. VII. Konstantin'in kitabı De Ceremoniis'te yazdığına göre burası aynı zamanda Teodora'nın aile mezarlığı gibi kullanılmaktaydı. Kendisi, kardeşi Petronas, annesi ve üç kızı burada gönülmüştür.

Şehir Türkler tarafından ele geçirilmeden önce yapının yazılı kaynaklarda adının son geçişi, bir Rus gezginin notlarındadır. 15'inci yüzyılın ikinci çeyreğinde şehri ziyarete gelen bu Rus gezgin ayrıca İstanbul surlarının yakınında çeşitli azizlere ait kutsal emanetlere ev sahipliği yapan bir manastırdan söz eder. Bu manastır Gastrion Manastırı ile ilişkilendirilmektedir.

Şehrin düşüşünden kısa bir süre sonra şehirdeki metruk yapıları şeneltme politikası uyarınca, II. Mehmed'in sancaktarı Hayrettin Efendi yapıyı bir mescide çevirmiş ve öldükten sonra naaşı buraya defnedilmiştir. Bu yapının ikamesi için kurulan vakıf günümüze ulaşmamıştır. 1894 yılında İstanbul'da meydana gelen büyük depremde yapının bir bölümü çökmüş; kapsamlı bir onarımı ancak 1973 ve 1976 yılları arasında görmüştür. 1877 yılına ait bir kitapta yer alan bilgilere göre, caminin kubbesi yoktur ve çatı kırmızı kiremit kaplıdır. Yapının doğu duvarında derin bir çatlak sözkonusudur. 1894 yılındaki depremde binanın bir kısmının yıkılması büyük olasılıkla bu çatlak nedeniyledir. 1894 depreminde büyük zarar gören caminin çevresi daha sonraki yıllarda gecekondularla dolmuştur.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
Bir dinî yapıya göre oldukça küçük kalan boyutları nedeniyle bu yapının, manastırın kilise bölümünden çok, önemli dinî kişiliklerin defin şapeli (türbesi) olarak kullanıldığı sanılmaktadır. 14'üncü yüzyıl Paleologos dönemi yapılarıyla ilişkilendirilmektedir. Düzensiz sekizgen biçimde yapılan yapının iç kullanım alanı haç planlıydı. Doğuya doğru çıkıntı yapan bir apsisi vardı. Haç planlı iç kullanım alanı ve bu apsis büyük olasılıkla 1973 yılında başlatılan onarım çalışmalarında yeniden oluşturulmamıştır. Yapının içindeki tonozların kemerlerinin yaklaşık olarak 6,5 metre çapındaki bir kubbeyi taşıdıkları sanılsa da, kubbenin özgün biçimi bilinmediği için bu onarım sırasında kubbe de es geçilerek çatı eskiden olduğu gibi kiremitlerle örtülmüştür. Binanın aydınlatması, karşılıklı duvarlara açılan pencerelerle sağlanmıştır. Tüm pencereler derin bir kemerle çevrelenmiş olup yapının içine açılmaktadır. Duvar yapımında geleneksel Bizans mimarisinde olduğu gibi tuğla ve yontmataş birlikte kullanılmıştır. Yapının dış cephesine çokrenkli bir görünüm veren bu tarz, Paleologos dönemi mimarisinin en yaygın uygulamalarındandır. Kuzeybatı ve güney taraflarda günümüzde de hâlâ var olan duvarların onarım çalışmaları başlamadan önceki durumlarına bakıldığında, yapının izole hâlde olmadığı; bir başka yapıyla bitişik nizamda durduğu anlaşılmaktadır. Yapı camiye ilk çevrildiği dönemde kısa bir minareye sahipken; günümüzde var olan uzun gövdeli minare de yapıya 1973 yılında başlatılan onarım çalışmaları sırasında eklenmiştir.


-VEFA KİLİSE CAMİ (AZİZ THEODOROS  KİLİSESİ):
Vefa Kilise Camii İstanbul'un Vefa semtindeki bir dini yapıdır. Kilise olasılıkla Aziz Theodoros'a adanmıştır. Kompleks, İstanbul'un Komnenos ve Palaiologos mimarisinin bir örneğidir. Vefa Kilise Camii Doğu Ortodoks kilisesi formunda olup, İstanbul'un fethi'nden sonra cami olarak kullanılmıştır. Yunan haçı planına göre yapılmıştır. Binanın kuzey ve güney cephelerindeki yan dehlizler 1833 yangınında yok olmuştur.

TARİH:
İstanbul'un üçüncü tepesi sırtlarında yer alan binanın ilk hali hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kilisenin, duvarcılık işine göre 11. yüzyıl sonu, 12. yüzyıl başlarında I. Aleksios Komnenos döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Aziz Theodoros'a adanmış olup olmadığı da kesin değildir. Yapı 4. Haçlı seferinden sonra İstanbul'un Latin kontolünde olduğu dönemde Roma Katolik kilisesi olarak kullanıldı.

Osmanlı Devleti'nin İstanbul'u fethinden kısa bir süre sonra kilise, Fatih Sultan Mehmed'in hocası alim Molla Gürani tarafından cami haline getirildi. Molla Gürani kısa süre sonra İstanbul'un ilk müftüsü olacaktı. Cami daha sonra onun adıyla isimlendirildi. 1883 yılındaki bir yangında ağaç kısımları yandı ve cami tahrip oldu. Yapı 1937 yılında kısmi bir restorasyon gördü. Mozaikleri yeniden keşfedildi ve temizlendi.


-ZEYREK CAMİ (PANTOKRATOR MANASTIRI):
Zeyrek Camii (Pantokrator Manastırı Kilisesi) İstanbul'un Zeyrek semtinde Doğu Roma döneminden kalma dinî yapıdır. Kilise üç ayrı şapelin bir araya gelmesinde oluşur. Ayasofya'dan sonra İstanbul'da ayakta kalan en büyük kilisedir.

Güneydeki ilk kilise II. Yannis Komnenos'un karısı İrene tarafından 12. yüzyılın ilk çeyreğinde yaptırıldı. Karısının ölümünün ardından imparator kilisenin kuzeyinde, az ilerisine ikinci bir kilise yaptırdı ve en sonunda bunları birleştirmek için üçüncü bir kilise daha yaptırdı.

İstanbul'un fethinden sonra ilk medrese burada açıldı. Müderrisi Zeyrek Mehmed Efendi'ydi. Fatih Külliyesiyle birlikte yeni medreselerin yapımı tamamlanınca buradaki medrese kapandı ve bina cami oldu. Şu anda yalnızca güney kısmı cami olarak kullanılmaktadır.


TARİHİ:
1118 ve 1124 tarihleri arasında Bizans imparatoru II. Yannis Komnenos'un eşi Macaristanlı İrene bu manastır sitesini inşa etti. Hristos Pantokrator (Herşeye kâdir İsa) adadı. Manastır, ana kiliseyi kapsıyordu. Ayrıca bir kütüphane ve bir de hastane adadılar. Eşinin ölümünden sonra, kısaca 1124 den sonra imparator II. Yannis Komnenos ilk kilisenin kuzeyine diğer bir kilise inşa etti. Onu Theotokos Eleousa'ya adadı. Neticede (1136) iki şapel (Saint Micheal'e adanan) ile birleşti. Komnenos ve Palaiologos hanedanlıklarının İmparatorluk mozelesi haline geldi. Bundan başka, pekçok yüksek rütbeli Bizanslı, İmparator II. Yannis ve eşi İrene, İmparator I. Manuel Komnenos'un eşi Sulzbachlı Bertha ve İmparator V. Yannis Palaiologos buraya gömüldüler.

TANIMLAMA:
İmparatorluk Şapel in apsisi (arkada) girintili tuğla tekniği ile yapıldı
Taş işçiliği( Orta dönemdeki Bizans mimari simgesi ) girintili tuğla tekniğine kısmen adopte edildi.Bu teknikte birbiri ardına gelen tuğlalar duvar çizgisinin arkasına monte edildi.Ve karışım yatağına daldırıldı.Bundan dolayı karışım katmanının kalınlığı,normal tuğla katmanının üç katı fazlasıdır.

Kaynak:FORUM GERÇEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder