19 Kasım 2012 Pazartesi

Türkiyedeki Tarihi Köprüler


MALABADİ KÖPRÜSÜ:
Silvan ilçesi yakınlarında bulunan köprü, Artuklu dönemi eserlerinden. Köprü taş köprüler arasında kemeri en geniş olan köprülerden sayılıyor. Kemerlerin iki yanında kervan ve yolcuların konaklaması için odalar bulunuyor.
--> Diyarbakır-Silvan yolu üzerinde, Malabadi denilen yerde, Dicle Nehri’ne karışan Batman çayı üzerindedir. Köprünün üç satırlık kitabesinden Temurtaş ibn İlgazi Bin Artuk tarafından 1147 yılında yaptırıldığını, masraflarının kendisi tarafından ödendiği öğrenilmektedir.

Köprü birbirlerinden farklı uzunlukta ve kırık hatlar şeklinde devam eden üç kısımdan meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi yolla birleşir, onu büyük bir kemer izler, sivri kemerli olan bu bölümü yalnızca dolgudan ibaret olan üçüncü bölüm tamamlar. Köprü 165.00 m. uzunluğunda, 7.00 m. genişliğindedir. Köprünün en büyük gözü iki kaya üzerine oturtulmuş olup, 38.60 m. genişliğindedir. Sivri kemerli olan bu gözün yanlarında ikişerden dört pencere bulunmaktadır. Mansab tarafında ise büyük kemerin solunda üç küçük göz daha görülmektedir. Bunun iki yanına üzeri stalaktitli duvara bitişik sütunlar ve yuvarlak kemerli nişler yerleştirilmiştir. Bunları izleyen gözlerin kemerleri ise sivridir.

Büyük kemerin iki yanında 4.50 ve 5.30 m. genişliğinde iki küçük oda bulunmaktadır. Büyük kemerin üzerine rastlayan kagir bir kapı ve kemerde ise köprüden geçenlerin kontrol edildikleri iki kapı vardır. Bu kapılardan biri yıkılmış, diğeri günümüze gelebilmiştir. Bu kapıların sol tarafındaki bir merdivenle de odacıklara inilmektedir. Oldukça geniş ve yüksek pencereleri olan bu odacıkların tavanları tuğla ile örtülmüştür. Bu odalarla ilgili olarak Evliya Çelebi şöyle demektedir:

Köprünün kemerleri altında müteaddit hücreler ve demir pencereli şahnişinler olduğunu, bu şahnişinlerde yolcuların oturarak balık avladıklarını, köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapılar bulunduğunu, bu kapılardan içeride sağ ve solda köprünün temeli ile beraber hanlar olduğunu, köprü korkuluklarının Nahçıvan polatından yapıldığını ve bu eşsiz köprünün Hazo tarafındaki handa Hazo beyinin, Meyafarikin tarafındaki handa Meyafarikin beyinin adamları yolculardan baç almaktadır”.

Kesme gri kalker taşından yapılan bu köprüden söz eden Evliya Çelebi yapı özelliği, biçimi, boyu ve sağlamlığı ile Anadolu’da yapılmış olan bütün köprülerden daha üstün olduğunu belirtir.

Köprünün büyük ve küçük kemerleri arasında selyaranlar bulunmaktadır. Bu selyaranlar üzerinde kabarma bazı rölyefler vardır. Memba tarafında çerçeve içerisinde figürler bulunmaktadır. Burada iki insan figürü olup, bunlardan biri ayakta, diğeri de oturana bir şeyler sunmaktadır. Bu figürlerin başları külahlıdır. Ancak bu figürlerin bu köprü ile birlikte mi yapıldığı, yoksa başka bir yerden buraya mı getirildiği kesinlik kazanamamıştır. Çerçeve içerisine alınmış bu figürlerin altında ise daha büyük ölçüde bir insan heykeli görülmektedir. Bu kabarmanın köprüyü yaptıran Artuk emiri Temurtaş’a köprü planının sunuluşu olduğu da düşünülebilir. Köprünün mansab tarafındaki selyaranın üzerinde ise iki küçük sütun arasında ışıklar saçan bir güneş, bunun ortasında bir insan ve bir de aslan figürü bulunmaktadır. Bu figürlerin benzerleri Hasankeyf ile Dicle köprülerinde de görülmektedir. Büyük olasılıkla da bu figürler burçlarla ilgilidir.

ON GÖZLÜ KÖPRÜ
Dicle Köprüsü olarak da bilinen köprü, Diyarbakır’ın üç kilometre güneyinde eski Silvan yolu üzerinde bulunuyor. Mervanoğlu devrinde M.S 1065 tarihinde Nizamüddevle Nasr tarafından yaptırılmış.


JUSTİNİANUS KÖPRÜSÜ:(SAKARYA-ADAPAZARI)
Bir mühendislik harikası sayılan Justinianus Köprüsü, Türkiye’nin önemli kültür değerlerinden biri. Bizans döneminden günümüze sağlam kalan bu dev eser kalker taşı kullanılarak inşa edildi. Bizans İmparatoru Justinianus tarafından 561 yılında yaptırılan köprü, Sakarya’nın Adapazarı ilçesi Beşköprü mevkiinde bulunuyor. Sangarios ve Beşköprü adlarıyla da anılan Justinianus Köprüsü, Çark Deresi’nin (Melas) üzerinde yer alıyor. Köprü 430 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğinde. Böyle muhteşem bir eserin, debisi çok az bir derenin üzerine inşa edilmesi ve selyaranlarının nehrin akış yönünün tersine yerleştirilmesi arkeologlar tarafından hâlâ tartışılıyor. Uzmanlara göre köprü, İzmit Körfezi’ni Sapanca Gölü üzerinden Sakarya Nehri aracılığıyla Karadeniz’e bağlama projesinin bir parçası olarak yapıldı. Justinianus’un bugün yıkılmış olduğu sanılan diğer dört köprüyle birlikte, bir yapı kompleksi şeklinde planlandığı sanılıyor.


Bithynia bölgesinden kalan en önemli buluntulardan biri olan Justinianus Köprüsü’nün ayakları, yer hareketleri sonucu toprağa gömülü. 12 kemer gözü bulunan köprünün en büyük kemer açıklığı yaklaşık 7 metre. Bazı kemerlerin kilit taşı üzerinde haç motifleri ile yapıyı koruduğuna inanılan bir mask yer alıyor. Yol seviyesine kadar yükseltilen selyaranlar, köprünün dev cüssesini sağlamlaştırmış. Bu selyaranlar güney cephede yarım daire, kuzey yönde ise üçgen formda tasarlanmış. Korkuluklarının bazıları depremde yıkılmış olan bu tarihi yapının her iki başında çeşitli yapı kalıntıları göze çarpıyor. Justinianus Köprüsü 1995 yılındaki onarımın ardından 1999’daki depremde tekrar hasar gördü. Köprünün Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yakın bir gelecekte restore edilmesi planlanıyor.


BOĞAZ KÖPRÜLERİ:(İSTANBUL) 

İstanbul Boğazı’nın incileri sayılan köprüler, Asya ve Avrupa kıtasını birbirine bağladıkları için hem Türkiye hem de İstanbul tarihinde önemli bir yere sahip. Bu nedenle yapım yılı çok eski olmasa da bu kitapçıkta yer vermeden edemedik.

Avrupa transit karayolu rotasında araçların kesintisiz akışını sağlaması amacıyla yapılan köprüler ne yazık ki kente nüfus artışı ve plansız büyümeyi de beraberinde getirdi. Boğaziçi Köprüsü 30 Ekim 1973 günü, yani cumhuriyetin ilanının 50. yıldönümünde kalabalık bir törenle hizmete açıldı. Törene katılan on binlerce İstanbullu karşı yakaya köprüden yürüyerek geçti. Köprü, iki yanındaki ikişer buçuk metrelik yollarla yayaların da yürüyerek karşı yakaya geçmesini sağlayacaktı. Bu uygulama köprü hizmete girdikten kısa bir süre sonra güvenlik gerekçesiyle yasaklandı.


Boğaziçi Köprüsü, Beylerbeyi ile Ortaköy semtleri arasında yer alıyor. İki kule arası uzunluğu 1073 metre olan köprünün denizden yüksekliği ise 64 metre. Üç yıl içinde tamamlanarak 1988 yılında hizmete açılan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Rumelihisarı ile Kavacık semtlerini birbirine bağlıyor. Köprünün iki kule arası uzunluğu 1510 metre ve denizden yüksekliği benzeri gibi 64 metre.

Son birkaç yıldır gündemde yer alan Boğaz’ın kuzeyine yapılması planlanan üçüncü köprünün akıbeti ise henüz belli olmadı. Atlas’ın bu konuyla ilgili “Sadakat İstanbul: Boğazını Koru” başlıklı makalesinde üçüncü köprü ile İstanbul ormanlarının kalan son bölümünün de ortadan kaldırılacağı yer almıştı.


GALATA KÖPRÜSÜ:(İSTANBUL)

İstanbul’un sembolü haline gelen Galata Köprüsü, bu kentte yaşamını sürdüren hemen herkesin anılarını süsleyen bir mekân. Şehrin merkezine konumlanan bu nostaljik köprü öğrencilik dönemlerinin kahve kaçamaklarına, öğün arasına sıkıştırılan balıkekmek lezzetlerine, akşamcı masalarının çakır keyif hallerine ve âşıkların ilk buluşmalarına tanıklık etti kuşaklar boyunca.

“Altın Boynuz” olarak tanımlanan Haliç üzerindeki ilk köprü, Bizans tarihçilerine göre I. Iustinianus döneminde Eyüp-Sütlüce arasına yapıldı. Sonraki devirlerde Haliç’in iki yakasını birleştirmek için pek çok köprü projesi geliştirildi ama bu projeler çeşitli nedenlerden dolayı 19. yüzyıla kadar ertelendi. 1836 yılında Hayratiye adıyla Unkapanı-Azapkapı arasına yapılan köprünün ardından, İstanbul’un gelişen ticari yoğunluğunu karşılamak üzere Galata Köprüsü inşa edildi. Sultan Abdülmecit döneminde, 1845 yılında, annesi Bezmialem Valide Sultan tarafından yaptırılan bu köprü sonraki yıllarda Yeni Köprü, Büyük Köprü, Valide Köprüsü, Yenicami Köprüsü ve Güvercinli Köprü gibi farklı isimlerle anıldı.

Eski İstanbul’u simgeleyen Sultanahmet ve Kaleiçi semtleriyle, Haliç’in karşı kıyısına doğru genişleyen Karaköy, Beyoğlu ve Harbiye semtlerinin oluşturduğu yeni kent arasında farklı kültürleri de birleştiren bir köprü vazifesi gördü Galata. Haliç üzerindeki benzerleri gibi teknelerin geçebilmesi için açılır kapanır bir sistemle tasarlanan köprü, birçok kez onarımdan geçerek yenilendi. Bir zamanlar eski İstanbul’un günlük görüntülerinden olan tramvayların kampanalar çalarak üzerinden geçtiği Galata Köprüsü, 1992 yılındaki büyük yangın sonrası Balat-Hasköy arasına yerleştirildi. Yerine ise eskisinin nostaljik görüntüsünden uzak, metal donanımlı modern bir köprü konuldu.


BÜYÜKÇEKMECE KÖPRÜSÜ:(İSTANBUL)

Büyükçekmece Gölü’nün daralarak Marmara Denizi’ne kavuştuğu noktaya konumlanan bu köprü, Büyükçekmece semti ile Mimarsinan beldesi arasındaki karayolu bağlantısını sağlıyordu bir zamanlar. Anadolu’nun çeşitli bölgelerini görkemli eserleriyle süsleyen büyük usta Mimar Sinan’ın yapıtlarından biri olan köprü, günümüzde sadece yayaların kullanımına açık.

Son derece ilginç bir tasarımı olan Büyükçekmece Köprüsü, dört ayrı köprünün birleşmesinden oluşuyor. Her biri orta noktasında en yüksek konuma ulaşan dört köprü, küçük eğimlerle birbirine bağlanıyor. İlki dokuz, ikincisi beş ve son ikisi yedişer gözlü olan köprüler, farklı biçimlerine karşın estetik bir tasarımla birleştirilmiş. Köprünün bir tarafından yürümeye başlanıldığında, dört küçük iniş ve çıkış yapılarak karşı kıyıya geçilebiliyor. Yapım çalışmaları sırasında gölün suları tulumbalarla çekilerek kazıklar çakılmış ve kurşun eritme tekniği kullanılarak bu kazıkların araları doldurulmuş. Köprü 635 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğinde. 1972 ve 1989 yıllarında onarılan köprü, 2010 yılı içerisinde Karayolları’nın onarım programında yer alıyor.

Köprünün yapımına Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar seferi öncesinde başlandı. Padişahın erken ölümü sonrasında tahta geçen Sultan II. Selim’in fermanıyla bir yıl içerisinde tamamlanan köprü 1567 yılında hizmete açıldı. Köprünün ilginç özelliklerinden biri de karşılıklı konsollar üzerine konumlanan kitabeli balkonları. Dönemin hattatlarından Derviş Mehmet’in eseri olan kitabenin manzum bölümünü ise Şair Hüdâi yazmış. Kitabenin solunda yer alan taştan babanın üzerinde “Abdullah oğlu Yusuf” şeklinde Mimar Sinan’ın imzası bulunuyor.


SULTAN SÜLEYMAN KÖPRÜSÜ:(İSTANBUL)

Osmanlı İmparatorluğu’nun iki eski başkenti olan İstanbul ile Edirne’yi birleştiren yol üzerindeki köprü, padişah ordularının Balkanlar’a geçiş güzergâhında bulunuyordu. Silivri yerleşimi o dönemde saray mensuplarınca sayfiye ve avcılık mekânı olarak da kullanılıyordu. Stratejik konumundan dolayı bu önemli geçit noktasına Mimar Sinan tarafından 1566 yılında yapıldığı tahmin edilen Sultan Süleyman Köprüsü, Osmanlı döneminden günümüze kalan anıtsal yapılardan biri.

Silivri Çayı üzerine inşa edilen köprü, 32 kemer göz olarak planlanmış. 348 metre uzunluğundaki eser, büyük ustanın sivri kemer yerine basık kemer formunda tasarladığı ilk köprülerden biri. Mimar Sinan’ın Trakya Bölgesi’nde yaptığı Büyükçekmece Köprüsü’nden sonra en güzel köprüsü olarak anılan Sultan Süleyman Köprüsü, küfeki ve kalker türü taşlar kullanılarak inşa edildi. Neredeyse düz bir hat üzerinde E5 karayoluna paralel uzanan köprü parke taşlarla döşeli. Köprünün her iki girişinde kilittaşı seviyesinde duran ikişer baba taşı mükemmel bir işçiliğin eseri olarak görülmeye değer.

Silivri Çayı’nın alüvyon taşıması sonucu ayaklarının bazıları bataklık altında kalan köprü, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 1988 yılında onarılarak araç trafiğine kapatıldı. Koruma altına alınan anıtsal eser statüsündeki Sultan Süleyman Köprüsü sadece yayalar tarafından kullanılabiliyor artık.


SOKULLU MEHMET PAŞA KÖPRÜSÜ:(KIRKLARELİ-LÜLEBURGAZ)

Osmanlı İmparatorluğu’nun bir devrine damgasını vuran vezirler ailesi Sokollular, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine ondan fazla köprü inşa ederek isimlerini ölümsüzleştirdi. Bu köprülerden biri de Kırklareli ilinin Lüleburgaz ilçesindeki Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü.

İstanbul-Edirne karayolunun Lüleburgaz-Havsa güzergâhı üzerinde bulunan köprü, Lüleburgaz Çayı’nın iki yakasını birbirine bağlıyor. Köprünün ortasında yer alan kitabenin bulunduğu tarihi köşk günümüze ulaşamadı ne yazık ki. Bu yüzden yapım tarihi bilinmemekle birlikte, köprünün Mimar Sinan’ın 1564 yılında, hemen yakınlarda inşa ettiği külliye yapılarının devamı niteliğinde olduğu sanılıyor. 84 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğindeki köprü, dört göz olarak tasarlanmış. İki büyük kemeri arasında bir tahliye gözü bulunan ve 1930’lu yıllarda onarımdan geçen Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü kalker taşlardan inşa edildi. Nehrin geliş yönündeki selyaranları piramit, suyun köprünün altından çıkış tarafındaki (mansap) selyanları ise koni şeklinde. Anıtsal yapının orta yerinde, çıkma balkon biçiminde tasarlanan bir dinlenme yeri var. Halk arasında Lüleburgaz Köprüsü ya da Taşköprü olarak da bilinen tarihi köprü hâlâ araç ve yaya trafiğine açık. Köprü 1987 yılında Karayolları tarafından onarıldı.

Kırklareli ilinde ayrıca, Ergene Nehri üzerinde bulunan Mimar Sinan’ın dev eserlerinden beş gözlü Alpullu (Sinanlı) Köprüsü ve üzerindeki namazgâhıyla ünlü altı kemerli Babaeski Sultan IV. Murat Köprüsü görülebilir.

YENİ KÖPRÜ-MERİÇ KÖPRÜSÜ :(EDİRNE)

Osmanlı İmparatorluğu’nun eski başkenti Edirne’yi “köprüler şehri” olarak tanımlamak yanlış olmasa gerek. Dönemin mimari izlerini taşıyan bu zarif köprüler, Tunca ve Meriç nehirlerinin çeşitli bölümlerinde dizi dizi boy gösteriyor. Uzunköprü, Bayezid, Ekmekçizade Ahmet Paşa, Gazi Mihal, Fatih, Kanuni Sultan Süleyman, Saraçhane, Yıldırım ve Yeni Köprü birer mimari ustalık eseri olarak karşımıza çıkıyor. Köprülerin hemen hepsi, Osmanlı sanatının son dönemdeki klasik tarz örneklerini oluşturuyor.

Meriç Köprüsü ve İkinci Köprü isimleriyle de anılan köprü 220 metre uzunluğunda. 12 sivri kemerden oluşan köprünün orta kısmında bulunan en büyük kemerinin açıklığı 16 metreye yaklaşıyor. Sultan II. Mahmut 1837 yılında aslı ahşap olan köprünün kesme taştan yeniden inşa edilmesi emrini verir. Yeni Köprü’nün yapımı maddi olanaksızlıklar nedeniyle ancak 1842 yılında Sultan Abdülmecit zamanında başladı ve beş yıl sonra tamamlandı.

Yapı malzemesinin yakınlardaki Arnavutköy kalıntılarından sağlandığı tahmin edilen köprünün görselliğini ortasında yer alan köşk tamamlıyor. Tonoz sistemiyle üstü örtülen köşk, beyaz mermer kullanılarak yapıldı. Yapının iç kısmı kalemişi manzara resimleriyle süslü.

Trakya’daki birçok köprüde olduğu gibi bu köprünün de kitabesi, Yunan işgali sırasında tahrip edildi. 1966 yılında yeniden yazılan kitabe, karşısında oturma sıralarının bulunduğu mermer köşke yerleştirildi. İki yakasında da çay bahçeleri bulunan Meriç Köprüsü trafiğe açık. Edirne Valiliği ile imzalanan protokol kapsamında Karayolları kontrolünde 2009 yılında onarıldı.


UZUN KÖPRÜ:(EDİRNE)

Yunanistan sınırına 6 kilometre uzaklıkta yer alan Edirne’nin Uzunköprü ilçesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Trakya’daki ilk yerleşimlerinden biri. Ergene Ovası’na yayılan bereketli topraklarıyla ünlü ilçe, bazı kaynaklara göre dünyanın en uzun taş köprüsü olarak nitelendirilen Uzun Köprü’ye de ev sahipliği yapıyor.

Geniş yatağıyla bataklıklar oluşturan Ergene Nehri üzerine kurulan 174 kemerli köprü, zamanında Osmanlı ordusunun Avrupa’ya geçiş güzergâhındaki önemli noktalardan biriydi. Sultan II. Murat döneminde Mimar Muslihiddin’e yaptırılan ve 1443 yılında tamamlanan bu tarihi eserin inşası kayıtlara göre tam 18 yıl sürdü. Eski adı Cisr-i Ergene olan Uzunköprü ilçesinde yer alan köprünün bazı kemerleri sivri, bazılarıysa yay biçiminde. Köprü 1392 metre uzunluğunda, genişliği ise 5,5 metre. Selyaranları üçgen formda olan köprünün gövdesinde kabartma ve rozetler görülüyor. Ergene Nehri’nin yaz aylarındaki sakin akışı sırasında köprünün sadece orta gözlerinden su geçişi gözleniyor. Nehir sularının yükselip yatağın taştığı dönemlerde ise yayılan su Uzun Köprü’nün tüm gözlerinden akıyor ve Enez’de Ege Denizi’yle buluşuyor. Kesme taş kullanılarak inşa edilen Uzun Köprü, Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan savaşlarda düşman işgali altında kaldı. Üzerinde bulunan kitabelerden biri Yunan işgalinde tahrip edildi. Diğer kitabeyse II. Abdülhamit dönemindeki köprü onarım çalışmalarının ardından ilçedeki Belediye Parkı Çeşmesi’nin üzerine konuldu. İkinci Meşrutiyet döneminde köprünün girişine ilk demokrasi anıtı olarak nitelendirilen Hürriyet Çeşmesi eklendi. Karayolları tarafından genişletilen ve hâlâ trafiğe açık olan Uzun Köprü’nün altından Ergene Nehri’nin sanayi atıklarıyla kirlenen siyah suları akıyor bugün.


IRGANDİ KÖPRÜSÜ:(BURSA)

Türkiye’nin en güzel köprülerinden biri olma sıfatını fazlasıyla hak eden Irgandi, kemerli bir yapının üzerinde yükselen sıra sıra dükkânlarıyla benzerlerinden ayrılıyor. Otuza yakın dükkân, bir mescit ve iki ahırıyla zamanının el sanatları merkezi olan köprü, aynı zamanda bir çarşı niteliği taşıyordu. Lonca sistemine uygun yapıdaki bu çarşı, yıllar öncesinde seyyahların ve tüccarların sık sık uğradığı önemli bir ticaret alanıydı.

Irgandili Ali’nin oğlu Hacı Muslihiddin tarafından 1442 yılında inşa edilen Irgandi Köprüsü, özgün mimari stiliyle dünyanın dört çarşılı köprüsünden biri sayılıyor. Bulgaristan’ın Lofça kentindeki Osma Köprüsü, İtalya’nın Venedik kentindeki Ponte di Rialto ve yine İtalya’nın Floransa şehrinde bulunan Ponte Vecchio, üzerlerinde yer alan küçük dükkânlarıyla Irgandi Köprüsü’yle aynı kategoride değerlendiriliyor.

Gökdere üzerine konumlanan bu tarihi yapı, Bursa’nın seçkin semtlerinden Yeşil, Yıldırım ve Emirsultan’ı birbirine bağlıyor. 1854 yılındaki büyük Bursa depreminde epeyce hasar gören köprü, Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusu tarafından da tahrip edildi. Belediye tarafından 2004 yılında onarılıp aslına uygun olarak restore edilen Irgandi, turistik bir mekân olarak hizmet veriyor artık. Bursa kandilleri ve bıçağı, mum çeşitleri, sedefkarlık, nakkaşlık, minyatür ve metal işleme gibi geleneksel el sanatları ürünlerinin sergilenerek satıldığı bu köprü çarşı kentin kültür merkezi konumunda.

Üzerinde yer alan nargile kahvehaneleriyle gençlerin buluşma mekânı olan köprü, “kımıldamak” anlamına gelen “ırgamak” sözcüğünden almış adını. Sarı badanalı dükkânları ve gri kemerli gövdesiyle yıllara inat hâlâ ayakta duruyor Irgandi Köprüsü.

KESİK KÖPRÜ:(SİVAS)


Tarihi İpek Yolu üzerindeki Anadolu yarımadası hanlar, kervansaraylar ve köprülerden oluşan geniş bir yol ağı sistemiyle yüzyıllar boyunca üzerinde yaşayan çeşitli kavimlerin ticari ve siyasi ilişkilerini sağladı. Kızılırmak üzerine yapılan Kesik Köprü de bu sistemin en önemli parçalarından biriydi.

Sivas-Kayseri eski karayolu güzergâhında bulunan Kesik Köprü, aynı zamanda iki kent arasındaki sınırı da oluşturuyor. Toplam 19 gözü bulunan köprünün 17 gözlü kısmı Sivas ili sınırları içerisinde, 2 gözlü kısmı ise Kayseri ili sınırları içerisinde yer alıyor. Köprü 327 metre uzunluğu ve 5 metrelik genişliği ile ülkemizdeki taş köprüler listesinde en başta gelenler arasına adını yazdırıyor. Yerel halk tarafından Kızılırmak Köprüsü olarak da anılan köprünün en büyük kemer açıklığı 7,90 metre. Köprü Sivas il merkezini Karşıyaka Mahallesi’ne bağlıyor.

Anadolu Selçuklu mimari geleneğinin en iyi örneklerinden biri olan köprünün selyaranları üçgen, korkulukları ise taş kaplama olarak tasarlanmış. Üzerindeki kitabeden 1292 yılında Selçuklu Devleti tarafından yol ıslahı çalışmaları sırasında yapıldığını öğrendiğimiz köprü, kemerinin en yüksek noktasından itibaren hafif bir eğimle iki yakaya bağlanmış. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından hemen yakınına yapılan yeni köprü hizmete girince, üzeri asfaltla kaplanarak hâlâ trafiğe açık tutulan Kesik Köprü de bakıma alınacak ve restorasyon çalışmalarına başlanacak.

Sivas ili sınırları içerisinde ayrıca Eğri Köprü, Boğaz Köprüsü ve Yıldızeli tarihi köprüleri de görülebilir.


TAŞ KÖPRÜ:(ADANA)


Adana şehir merkezini ikiye ayıran Seyhan Nehri üzerindeki tarihi Taşköprü, bir Roma dönemi eseri. Roma İmparatoru Hadrianus zamanında mimar Auxentus’a yaptırılan köprü, 310 metre uzunluğunda ve 11,5 metre genişliğinde. Bir zamanlar gövdesine asılı duran Latince kitabe, günümüzde Adana Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Yüzyıllarca insanlığa hizmet eden bu tarihi yapı, seller ve depremler gibi doğal felaketler yüzünden pek çok kez hasara uğradı. Bu nedenle en önemlisi 17. yüzyılda olmak üzere, çeşitli dönemlerde onarımlar gördü. Seyhan Nehri’nin sık sık taşması sonucu başlatılan ıslah çalışmalarında bazı gözleri toprak altında kaldı. Orijinali 21 gözlü olarak inşa edilen köprünün bugün sadece 14 kemer gözü kalmış durumda. İlk restorasyonlar sırasında taş korkuluklar kaldırılarak yerine metal olanlar konulduysa da, 2007 yılındaki çalışmalarda taş korkuluklar ve döşemeler aslına uygun olarak yenilendi. Halk arasında üzerinden geçtiği nehrin adıyla, Seyhan Köprüsü olarak da anılıyor Taşköprü.

Akdeniz’de dolaşan küçük ticaret gemilerinin, Seyhan Nehri yatağından köprü yakınına kadar gelebildiği eski çağlar artık geride kaldı. Çukurova’nın kavurucu sıcaklarında kuruyan Seyhan Nehri’nin üzerindeki bu tarihi anıt, yaz aylarında susuz bir geçide dönüşüyor. Seyhan ile Yüreğir ilçelerini birbirine bağlayan Taşköprü, tarihi Saat Kulesi ile modern binalar arasında kalan Adana’nın simgesi şimdi. Şehir logosunu süsleyen dev taş gövdesiyle Taşköprü, taşıt trafiğine kapatılarak sadece yayalara hizmet veriyor günümüzde.

OLUK KÖPRÜ:(MANAVGAT ANTALYA)


Toroslar’ın sarp yamaçlarını yararak gelen Köprüçay Irmağı, arkasındaki Dedegöl Dağları’nı güneşle baş başa bırakıp derin bir kanyona girer. Darlaşarak geçit vermez bir görünüme bürünen Köprülü Kanyon’un duvarları sedir ve çam ağaçlarıyla kaplıdır. Güneş ışınlarının kanyon tabanından akan ırmağa ulaşmadığı bu coğrafya, duvarlardan dökülen kaynak sularının oluşturduğu karstik şekillerle ilginç manzaralar yaratır. Kanyonun en dar bölgesinde yer alan Oluk Köprü, inci bir gerdanlık görünümüyle karşı yakaya geçit veren tek bağlantıdır.

Antikçağda Eurymedon olarak bilinen Köprüçay üzerindeki bu tek kemerli köprü günümüzde koruma altında. Mimari görüntüsüyle 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğu düşünülen Oluk Köprü, denizden bin metre yüksekliğe kurulan Selge ve Pednelissos gibi Pisidia kentlerini Aspendos ve Side gibi Pamphylia şehirlerine bağladığı için tarihi bir öneme sahip. Biraz ilerisindeki vadide küçük bir benzeri olan köprü, 1997 yılında Karayolları tarafından onarılarak trafiğe kapatıldı. Oluk Köprü ne yazık ki geçtiğimiz yıllarda tekrar araç ve yaya trafiğine açıldı.

Bugün Türkiye’de en çok ziyaret edilen bölgelerden Köprülü Kanyon 1973 yılında milli park ilan edildi. Toroslar’ın geçit vermez yamaçlarındaki doğal güzelliklerle bezenen bölge, önemli bir rafting ve cip safari merkezi günümüzde. Antalya Manavgat ilçesi Beşkonak beldesi yakınlarındaki Oluk Köprü, hem tarihi hem de turistik değerleriyle bölgenin önemli dinamiklerinden biri sayılıyor.

BELKIS-KÖPRÜÇAY KÖPRÜSÜ:(ANTALYA)

Mimari özelliklerini günümüze kadar eksiksiz taşıyan en önemli antik tiyatrolardan biri olan Aspendos, kusursuz görünümü ve yarım daire biçimindeki gövdesiyle görenlerde hayranlık uyandırıyor. Yaz aylarında sergilenen tiyatro oyunları ve müzik ziyafetiyle geçmiş günlerini yad eden antik tiyatronun hemen arkasında devasa sukemerleri yükseliyor. Sivri formlarıyla bu kemerler kilometrelerce ötelerden antik şehre su getirmek için kullanılıyordu.


Aynı zamanda Belkıs olarak da adlandırılan Aspendos antik yerleşiminin yakınında, Pamphylia’nın görkemli şehirlerinden Side’ye ulaşmak için kullanılan güzergâh üzerinde tarihi bir köprü yer alıyor. Yöre halkınca etrafında kurulan pazar nedeniyle Köprüpazar olarak da anılan Köprüçay Köprüsü, Köprüçay Milli Parkı sınırlarından geçen aynı isimli nehrin iki yakasını birleştiriyor. Romalılar tarafından İS 4. yüzyılın başlarında yapıldığı tahmin edilen bu yapının altından zamanında küçük gemilerin geçtiği rivayet ediliyor. En büyüğü 17 metre genişliğinde irili ufaklı yedi kemer gözünden bugün yalnızca balıkçı teknelerinin geçmesine izin veren Köprüçay Köprüsü Türkiye’nin tarihi değerleri arasındaki yerini koruyor hâlâ.

Zamanla tahrip olan köprü, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat döneminde (1219-1236) onarım gördü. Tam orta yerinde sonradan eklenen bölümün oluşturduğu küçük dirsek Köpüçay’ı virajlı bir hale getiriyor. Narenciye bahçeleri arasındaki köprü 1999 ve 2004 yıllarında Karayolları tarafından restore edildi. 2010 yılı onarım programına alındı.

AKKÖPRÜ:(DALAMAN-MUĞLA)


Herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı, kıyıyı veya vadiyi birbirine bağlayan geçitler olarak anılan köprüler, tarih boyunca medeniyetlerin gelişmesine ve birbirleriyle ilişkiye geçmesine araç oldu. Sadece işlevsellikleriyle değil mimari ve estetik görünüşleriyle de ilgi çeken bu yapılar Türkiye’nin kuşaklar boyunca aktarılan kültürel mirasını oluşturuyor.

Muğla’nın Dalaman ilçesi yakınlarındaki Akköprü köyünde bulunan aynı isimli köprü, geçmişte Ege ve Akdeniz bölgelerini bağlayan tek geçit olarak biliniyor. Romalılar tarafından İS 3. yüzyılda inşa edilen 30 metre yüksekliğinde ve 50 metre uzunluğundaki köprü, yapımında kullanılan taşların beyaz olması nedeniyle bu adla anılıyor. Üç ayak üzerinde iki kemerden oluşan bu estetik yapı, yaz aylarında raftingcilerin adrenalin dolu çığlıklarıyla yalnızlığını unutuyor. Son yıllarda rafting tutkunları arasında oldukça popüler olan Dalaman Çayı’nın azgın sularında yapılan ve zorluk derecesi 2’yi geçen rafting turları, köprünün 15 kilometre ilerisinden başlıyor. Köprünün az ötesinde genişleyen nehir yatağında son bulan etkinliğin ardından raftingciler, taş döşemelerin arasında otların yeşillendiği Akköprü’de hatıra fotoğrafı çektiriyor.

Antik dönemden günümüze uygarlığın gelişmesine katkıda bulunan tarihi köprü, Hasankeyf gibi terk edilmişliği yaşıyor şu günlerde. Dalaman Çayı üzerinde yapımı süren baraj ve hidroelektrik santralı, pek yakında bu görkemli eseri sular altında bırakacak. Akköprü varlığını sadece anılarda ve fotoğraf karelerinde sürdürecek ne yazık ki.


ÇİNE-İNCEKEMER KÖPRÜSÜ:(ÇİNE-AYDIN)

Aydın ilindeki Çine Çayı, mitolojiye konu olmuş efsanevi bir ırmak. Söylenceye göre Tanrıça Athena bir gün dere kenarında kaval çalarken irkilerek suya yansıyan yüzünü görmüş. Kavalı üflerken şişen yanaklarıyla çirkinleştiğini fark edip, kızgınlıkla aleti yere atmış. Tesadüfen kavalı bulan Marsyas, kısa sürede öyle güzel çalmaya başlamış ki ünü tüm Anadolu’ya yayılmış. Kendisini rakipsiz gören Tanrı Apollon, Kral Midas’tan hakem olmasını isteyerek Marsyas’ı yarışmaya davet etmiş. Kavalı daha güzel çalsa da, Marsyas Tanrı Apollon karşısında yenik sayılınca derisi yüzdürülerek öldürülmüş. Kıskançlığından öfkelenen Apollon, Midas’ı da cezalandırıp eşek kulaklı bir yaratık haline getirmiş. Ne var ki, daha sonra Apollon yaptıklarından pişman olunca, Marsyas’ın bedenini ırmağa dönüştürerek Çine Çayı’nı yaratmış.

Derin bir vadide beyaz, pembe ve kırmızı zakkumlarla bezenen Çine Çayı, döne kıvrıla akıyor yıllardan beri. Kapadokya benzeri ilginç kaya formlarıyla çevrili vadide, antik dönemde inşa edilen Çine (İncekemer) Köprüsü yer alıyor. Karia uygarlığının kentlerinden Alabanda’nın bir mahallesi olan antik Gerga yerleşimine ulaşımı sağlayan köprü, üç gözlü olarak inşa edilmiş.

Köprüden kuzey yönüne doğru ya da Çine’ye 21 kilometre mesafedeki Kırksakallar köyünden güneye yönelince Gerga’ya ulaşılıyor. Antik alan, Roma döneminde kurucu Gerga’nın önderliğinde oluşturulan küçük bir yerleşim. Yazıtlardan öğrenildiğine göre Gerga, Anadolu’nun Bereket Tanrıçası Kibele’ye tapınım merkezi olarak kullanılmış. Köprü halk arasında Adıgüzel yada Gelingeçmez Köprüsü olarak da adlandırılıyor. Aynı zamanda bir sukemeri vazifesi de gören, Çine Çayı üzerindeki İncekemer, baraj suları altında kalacak yakın bir gelecekte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder