7 Mart 2013 Perşembe

Fener Rum Ortodox Patrikhanesi

Ekümen Partik ve Ortodox Hiyerarşi
Ekümen patrikliğin kuruluşu;
İstanbul, Hırıstiyanlığın ilk zamanlarında Antakya Patrikliği’nin Heraclia (Ereğli) metropolidliğine bağlı bir episkoposluk idi. İstanbul Rum Ortodoks Patrikliği, Mîlâddan Sonra IV. asırda Roma İmparatoru I.Constantinus tarafından kurulmuştur.

Ancak havari kilisesi olmayıp, idarî bir makam yani dinî işlerin yürütülmesinde devlete muhatap ve mesul yegâne merci idi. (Havârî kilisesi, Hazret-i Îsâ’nın 12 havârisinden biri tarafından kurulan kilise demektir. )

“Tek kilise, tek devlet” prensibine uygun olarak zamanın imparatoru, 381 tarihli İstanbul konsilinde, İstanbul Patrikliği’nin diğer beş patriklik ile eşit statüde olduğunu, hatta eşitler arasında birinci (Primus İnter Pares) olduğunu ruhanilere kabul ettirdi.

Ortadoks kilisesinde yapılanma

XI. asırda Hıristiyanlığın Katolik ve Ortodoks diye bölünmesi ile Roma ve İstanbul kiliselerinin ayrılması üzerine, Bizans sınırları içindeki Antakya, Kudüs, İskenderiye ve Tûrisinâ patriklikleri idarî açıdan İstanbul’a bağlı kabul edilmişti. Yani bunlar ruhânî (dinî) işler bakımdan statülerini korumuş; ama devletle münasebetlerde yalnızca İstanbul Patriği muhatap alınmıştır. Fener Patrikhânesi’nin ekümeniklik, yani dünya Ortodoksları üzerindeki en yüksek ruhânî merci olma keyfiyeti bu hâdiseye dayanır.

Fetihden Sonra
İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı hükümeti de kendi menfaati açısından faydalı görerek bunu kabul etmiştir. Nitekim o zamanlar Ortodoksların haylisi Osmanlı vatandaşıydı. Ekümenik (veya ökümenik), cihanşümul, evrensel demektir ve Yunanca oikos (ev) kelimesinden gelir. Oikoumene, “üzerinde insan yaşayan her yer” demektir. [ Ortaçağda bütün Hıristiyan ruhanilerinin katıldığı ve dinî işlerin görüşüldüğü konsillere (meclislere) de ekümenik konsil, diğerlerine domestik (mahallî) konsil  denirdi. ]

İstanbul Patrikhânesinin ekümenik sıfatı, biraz da bütün Ortodoks Hıristiyanları birleştirme ülküsünü ifade eder. Benzer bir durum Roma’daki Papa için de söz konusudur. Katolik de zaten üniversal demektir.

Türkler İstanbul’u alınca şehrin halkı Katoliklerle birleşmek hususunda ikiye ayrılmıştı. Patrik II. Athanasios, buna karşı çıktığı için azledildiğinden patriklik makamı boştu. Fâtih Sultan Mehmed, Rumların seçtiği Genadios adında münzevi bir papazı kayd-ı hayat şartıyla Ekümenik Patrik (bütün Ortodoksların patrikliği) tayin etmiş ve kendisine vezir rütbesini vermiştir. Bu vazife tevdii esnasında, Roma İmparatorlarının tatbik ettiği ananevî merasimler tatbik olunmuş; meselâ padişah patriği ayakta karşılayıp uğurlamış, kendisine âsâ ve has ahırdan saf kan bir at hediye edilmiştir. Bu sebeple Fâtih, ekseri Avrupalı tarihçilerce Doğu Roma İmparatoru olarak görülmüştür. Çünkü imparator, patriği tayine salâhiyetli tek makamdır.

İdari yapılanma
Patrik, önceleri Fâtih-Draman semtinde otururdu. 1587’de Fener’e taşındı. O zamandan itibaren de makamı Fener Patrikhânesi diye anılmıştır.

Ortaçağda, mahalle papazlarını salâhiyetli piskoposlar tayin eder; piskoposları da bağlı rahipler seçerdi. Boşalan piskoposluktaki rahipler üç isim tespit edip eyalet piskoposuna bildirir; bu da bir tanesini seçerdi.  Metropolitler de Sinod denilen ruhânî meclisin tespit ettiği namzetler arasından patrik tarafından seçilirdi. Patriği ise, Sinod’daki metropolitlerin tespit ettiği üç isim arasından imparator seçerdi. Diğer patrikleri kendi kiliselerindeki sinodlar seçer; vazife yapabilmeleri için ayrıca kendilerine merkezden berat verilirdi.

Osmanlılar zamanında patrik ve diğer ruhânîlerin tayin ve azlinde, Bizans’taki usûl sürdürüldü. Şu kadar ki, imparatorun yerini artık padişah almıştı. Patrikten sonra taşralarda metropolit, piskopos ve eksarh gelirdi. Metropolitler, çok sayıda papazlık bölgesine ayrılmış olan kendi mıntıkasında patriğin vekili olarak ruhânî işleri idare ederdi.

XIX. asırda Osmanlı ülkesinde dört patriklik (İstanbul, Kudüs, Antakya, İskenderiye), iki başpiskoposluk (Kıbrıs, Tûrisinâ), 33 piskoposluk, 96 metropolitlik mevcuttu.

Rum Patrikliği, Tanzimat ve Islâhat fermânlarıyla getirilmesi öngörülen imtiyazlara karşı çıktı. Çünki o zamana kadar Rumlar, yani Ortodokslar en imtiyazlı azınlık durumundaydı. Şimdi diğer azınlıklarla, özellikle aşağı gördükleri Yahudîlerle aynı seviyede tutulmak onlara çok ağır gelmişti. 1856 tarihinde Islâhat Fermânı okunup atlas kesesine konulduktan sonra İzmit metropolitinin, “İnşallah konulduğu keseden bir daha çıkmaz!” sözüyle memnuniyetsizliğini gösterdiği; Rum cemaatinin de “Devlet bizi Yahûdîlerle beraber etti. Biz  tefevvukuna (üstünlüğüne) râzı idik!” diyerek fermândan hoşnutsuzluklarını belirttikleri rivâyet edilir.

Patrikhanenin Son Yüzyılı
Osmanlı hâkimiyeti esnasında Bulgar, Sırp ve Rumen kiliseleri Fener Patrikhânesine bağlandıysa da, bağımsızlık hareketlerinin ardından 1833’de Yunan, 1870’de Bulgar ve 1885’de Rumen kiliseleri Fener Patrikhânesi’nden ayrıldı. II. Meşrutiyet devrinde, İttihad ve Terakki Cemiyeti başa gelince, ilk işi olarak Balkan kiliselerini birleştiren bir kanunu kabul etti. Bu hâdise, Balkan devletlerinin ittifak ederek Osmanlı Devleti’ne saldırmasında ve Rumeli’nin kaybedildiği Balkan Harpleri’nde mühim bir sebep oldu.

Patrikhanenin Hizmet Binası

Maamafih Ortodokslukta, Katoliklikte olduğu gibi patriğin dünyevî hâkimiyeti söz konusu değildir. Patrikhaneye Vatikan gibi bir devlet kurması için toprak tahsis edilse bile, dinî sebeplerle bunu yapması mümkün değildir! Patrik, İstanbul’a hâkim olan dünyevî otoriteye tâbidir. Buna öncelikle Ortodoks Hıristiyan inancı mânidir. O halde ekümenik, dünyevî hâkimiyeti değil, bütün Ortodokslar üzerindeki ruhânî hâkimiyet ülküsünü sembolize eder.

Roma ve Osmanlı imparatorluğu zamanında ekümenik olan İstanbul Patriği, kim ne derse desin, ekümenik sıfatını kullanmaya devam edecektir. Çünki bu, o makamın tarihten gelen bir hususiyetidir. Fener Patrikhânesi’nin resmî adı, Rum Ortodoks Ekümenik Patrikliğidir.

Kaynak:http://tarihvemedeniyet.org

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder